Elestirelim ama, nasil?


Hiçbir fikir adami “birileri beni övsün” diye kaleme almaz yazilarini.Yine hiçbir fikir adami “elestirilirim” korkusuyla da kalemi kagidi birakmaz bir kenara.O, fikirlerini cesurca yazar.O’nun seveni de vardir sevmeyeni de. Nice düsünce adamlari gelmis – geçmistir ki kimilerini anlayacak bir toplum bulunmamis, kimilerini mütevazi hayatlarindan dolayi görmememzlikten gelmisler. Aslinda toplum fikir adamini degil, kendini cezalandirmis her durumda da. Kimileri de ömrünü, fikirleri ve inançlari ugruna hapishanelerde geçirmis Bediüzzaman hazretleri gibi.

Kimilerine de baldiran zehri içirtilerek bedenleri ortadan kaldirilmistir Sokrates gibi.Kimileri de daraagaçlarina gitmistir Iskilipli Atif hoca bigi, Seyyit Kutup gibi.Onlari hapishanelere mahkum edenler ve baldiran zehrini verenler ya da daraagaçlarina gönderenler unutulmus ama fikir ve dava insanlari aslinda aramizda hep yasamaktadir düsünceleriyle. Iste onlar ki; elestirilmekten degil, ölümden de korkmayan kimselerdir ayni zamanda. Yine düsünce adamlari bilirler ki en agir bedel fikrin ve inancin bedelidir.

Bunlari kime söyledigime gelince; son yillarda iletisim araçlarinin yayginlasmasindan sonra gerek televizyonlarda, gerek haber sitelerinde elestirmenlik yaptigini ve bunun da bir meslek oldugunu zannedenler… Bu toplumda herhangi bir meslek sahibi olamayanlar kendilerine yeni bir meslek alani olusturmuslar bu meslegin adi da “elestirmenlik meslegi”dir. Yani belden asagi vurma meslegi. Kimi zaman sporcular, kimi zaman idareciler, kimi zaman da yazarlardir malzemeleri. Hatta bir televizyon programinda ömrünü televizyonda geçirmis ve televizyonda yaslanmis biri “ben hiç futbol oynamadim, topa bile vurmadim ama iyi bir futbol elestirmeniyim” demisti. Bizdeki elestirmenlerin durumu bu iste. Eger bu ülkede elestilecek birileri varsa önce elestirmenligi meslek zannedenler elestirilmelidir.Ayrica televizyonlarda ve haber sitelerinde yazarlik kiliginda elestirmenlik yapanlarin tiplerine ve üsluplarina bakarsaniz bunlarin özel seçilmis tipler oldugunu anlarsiniz.Çünkü onlar bir aktördür aslinda ve bu aktörün de dikkat çeken yanlari olmalidir ki insanlarin dikkatini çekebilsin. Ayrica perde arkasindakilerin aktör seçme hususunda çok basarili olduklarini da söylemek istiyorum.

Bütün bunlari neden söyledigime gelince: Haddini asan birçok yazar- çizer biliyoruz ki eline kalemi daha dün alanlar, fikir üretmek için sabahlara kadar beynini patlatan insanlari elestirmeleri bizleri üzmektedir. Sizin dindar görünümünüzle dindarlara çatmaniz çok dikkat çekici olmakla birlikte hiç yakisik almiyor biliyor musunuz.?

Elestirdiginiz kisinin inanci, mesrebi , rengi vs. ne olursa olsun elestirmenin birinci kurali edeb’den geçer.Hele hele bir din kardesinizi elestirecekseniz herseyi internet köselerine tasiyarak ve dindarlik kisvesi ile yapmayiniz bu isleri. Ilminizin olmadigi ve yetmedigi konularda da sakin ahkâm kesmeyiniz. Elestirilerin de bir siniri vardir sakin unutmayin.

Elestirileriniz yapici olursa elestiriniz ayni zamanda bir fikirdir aslinda .Hedefinize yazari degil de sadece size göre yanlis olan fikri koyun. Yazarlik haddi bilmememek isi degildir. Kalem ve kelam erbabi haddi bilen insandir.Sunu da unutmayiniz ki reyting ugruna yazdiklariniz, yarinlarimiza isik tutmayacaktir. Siz gideceksiniz sizin yerinize baska aktörler geçecektir.Kalici olanlar yine edepli ve samimi olanlar olacaktir. “Birileri beni alkislasin” hastaligindan kurtulmadan ne yazarsaniz yazin, siz, ne yazar’sizniz ne de okur. Ecdadimiz dergahlarin ve tekkelerin kapilarina hep sunu yazmistir ya: “edep ya hû”.Iste bütün yazilarinizin basina bunu yazarak baslayabilirseniz edebinizle kalmayi basarirsiniz belki . Daha sonra da yazar olma ihtimaliniz olur kim bilir… iste o zaman biz de sizi keyifle okuruz.

Bu yazi moralhaber.net sitesinden alinmistir.

www.sosyalokulu.com