Ana Sayfa Haberler Yazılar Videolar Ödevler Oyunlar Dosya Resim Yarışma Forum
 
 » Menü
TARIH
    Inkilap Tarihi
    Atatürkçülük
    Tarih Öncesi ve ilkçag Tar.
    Islam Tarihi
    Genel Tarih Konulari
    Osmanli Tarihi
    Tarihte Kullanilan Takvimler
    Tarih Sözlügü

COGRAFYA
    Cografya Konulari
    Fiziki Cografya
    Beseri ve Ekonomik Cogr.
    Türkiye Cografyasi
    Ülkeler Cografyasi
    Matematik Cografya
    Siyasi Cografya
    Jeoloji
    Ünlü Cografyacilar
    Harita Bilgisi
    Cografi Uygulamalar
    Ülkeleri Canli Seyredin
    Cografya Siteleri
    Illerimizin Fotograflari
    Illerimizin Videolari
    Dünya Haritasi
    Turizm Rehberi

FELSEFE GRUBU
    Felsefe
    Sosyoloji
    Egitim Siteleri
    Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji, Mantik Terimler Sözlügü


» Gezelim-Görelim

» Eğlence Bölümü

» Ödev Arşivi
Tüm derslere ait
geniş ödev arşivi

» Istatistikler
Üyeler
Son Üye : hirasya
Bugün : 0
Dün : 0
Toplam Üye : 7659
Online Üyeler
 Online üye yok..
Sitede Aktif
Üye : 0
Ziyaretçi : 0
Toplam :
Site Sayaci
Iletisim
E-Mail : info@sosyalokulu.com
Online   Kişi

» İçerik İstatistikleri
 Toplam Dosya Sayısı : 235
 Toplam Makale Sayısı : 285
 Toplam Ödev Sayısı : 64
 Toplam Video Sayısı : 238
 Toplam Oyun Sayısı : 449
 Toplam Resim Sayısı : 149
 Toplam Haber Sayısı : 562

Anadolu’da nesli tükenen hayvanlar
» Anadolu’da nesli tükenen hayvanlar

 

Anadolu’dan hangi yaban hayvanlar yok oldu?

Kaplanlar, aslanlar, filler, çitalar, parslar, yaban esekleri… Neler geldi ve neler geçti ve artik Anadolu’da yasamiyorlar. Tipki, Anadolu’da bizden önceki yüzlerce diger uygarlik gibi onlar da tarihteki yerlerini aldilar. Peki, ya sonrasi?
Dünyada kitasal özellik gösteren, bir çok türün anavatani ve özellikle geçmisteki jeolojik ve iklimsel degisikliklerden etkilenen canlilara barinak olan Anadolu cografyasi, dünyadaki herhangi bir kara parçasindan çok daha fazla biyolojik öneme sahiptir. Anadolu’nun cografik konumu, topografik özllikleri ve iklim degisiklikleri nedeniyle, geçmiste ve günümüzde canlilarin bilesimini ne denli etkiledigini bilmenin yani sira, on bin yildir hüküm süren Anadolu medeniyetlerindeki sosyolojik olaylarin, hayvanlar üzerindeki etkilerini bilmek, bu topraklarin sahibi olan bizlerin kaçinilmaz görevleri arsindadir. Eger bu bilinci kazanamazsak, çok kisa bir zaman dilimi sonrasi agir suçlamalarla karsi karsiya kalacagimiz gibi, insanligin ortak mirasi olarak kabul edilen canli varliklari koruyamama nedeniyle bu zenginlik, hatta bu kara parçasi üzerindeki haklarimiz tartismaya da açilabilir.

Çevresel degisimin nedenleri

Iste ekolojik degisimlere yol açan olgular: Tarihsel süreç içinde durmaksizin degisken bir döngü, yeniden doguslari besleyen yok oluslar, artlarinda belirsizlik ve saskinlik…
Bunun sonucunda yaban hayatinin bilesiminin degismeye baslamasi. Ekolojik degisimler sadece insan eliyle olmuyor. Örnegin buzul çaginin baslamasi, güneye dogru yavasça inen bir yokolus sürecidir. Bunun aksi olarak güneyli sicak havalarin kuzeye ilerlemesi kim bilir nasil olusumlara yol açti. Bunlar insan etkisiyle olmayacak degisimlerdir. Bunun yani sira insana baglanacak nedenler de var.

Yayiliyoruz

Özellikle savaslarda sirf zarar vermek amaciyla yakilan ormanlar, oldukça fazladir. Tarim amaçli açmalar o günlerde de vardi. Keza gereksinimi için olmayan, ama o günün insanina san, söhret kazandiran büyük yabanil hayvanlarin avlanmasi, tutsak edilmesi günümüze kadar yansiyan ekolojik degisim ve olusumlara yol açti. Bu nedenlerle yaban hayatinin bir bölümü günümüze kadar ulasmadan yokolup gitti. Yaban hayatinin insana zarari, bizim onlarin yasam alanina musallat olmamizla baglantilidir. Büyük yirticilarin insanin hedefi olmasinin bir sebebi de, yaslanan yirticiya en kolay avin silahsiz insan olmasidir. Bunun sonucu büyük yirtici hayvanlari, hem intikam amaçli hem de öyle güçlü bir yirticiyi avlamanin insana kazandiracagi seref ve sayginlik ugruna yok edilmislerdir. Günümüzden 2000 yil önce soyu tükenmis hayvanlarin yasam ortamlari, hemen hemen insan ile aynidir. Dolayisiyla insanin egemenlik alaninda yasam sansi kalmayan otoburlar tarih sahnesini en büyük ve güçlü rakibi insanogluna birakip silinip gitmislerdir. Dogada bir türün fert sayisi belli bir düzeyin altina indiginde artik neslin devamliligi tehlikeye girmis demektir.
Etobur yirticilarin yaninda otobur yaban hayatinda da günümüze ulasmayan türleri siralarsak:

Artik tanimadigimiz türler:

Asya Fili (Elephas maxima asurus): M.Ö.I. Yüzyila kadar basta Firat Havzasi olmak üzere Anadolu’da yasayan en büyük hayvanimizdi. Yasama alanlarini insanlarin kendi lehlerine kullanmalari sonucu giderek yok olmuslardir. Yaban Esegi (Equus hemionus anatoliensis): 12. Yüzyil sonuna kadar bilinen ve özellikle Anadolu’ya has bir türdü. Bu savunmasiz hayvanin on bin yillik medeniyetler çatismasina sahne olan Anadolu’da 12. Yüzyila kadar yasamasi da mucizedir.

Aslan (Panthera leo persica): Anadolu’daki son kayit 1880, Birecik’tir. Asagi Firat Havzasinda yasayan bu hayvan bu tarihten sonra bir daha görülmemistir. M.S 3. Yüzyilin basinda yazan Aelianus, Pangeus tepesinde (Trakya) ayinin yani sira aslan da bulundugunu belirtmektedir. (Hist. Animal., III, 13) Tchihatchef’e göre; Trakya’nin sert iklimi bu yörede aslan bulunmasina karsi bir kanit olarak ileri sürülemez. Çünkü, Aucher-Eloy ( Relat.d’un voyage en Asie, II. Bölüm, s. 632 ) Iran’da, Zardaku daginin hiç erimeyen karlarin hemen yaninda aslanlarla karsilasmistir.
Ormansiz aslan olmaz. Humboldt’a gönderilen ve Zeitschr. Für allg. Erdkunde, c.II, s.42’de yayimlanan bir mektupta, Cezayir’in meshur aslan avcisi, Aures daglarinda sürekli aslan bulundugunu ve bu hayvanlarin eksi on derece altina kadar inen sicakliklara çok rahat dayandiklarini anlatiyor ve genellikle aslanin asiri sicaktan çok asiri soguga dayanabildigini ekliyor: “Yeter ki avlanabilecegi hayvan sürüleri ve ormanlar bulabilsin”. Bu konuda son derece uzman bir yargicin bu son gözlemi belki de aslanin yüzyillardir sürdürdügü garip geri çekilme hareketini, Helen ve Anadolu yarim adalarini ve Suriye’yi yavas yavas bosaltip, Ammien Marcellin zamaninda çok yaygin oldugu (XVIII, 7), Dicle ve Firat’in geçtigi ülkelerde bile artik kalmadigini açiklamaktadir. Gerçekten de bu yörelerde görülen çok büyük nüfus azalmasi ile bu olayin at basi gitmesi isi iyice içinden çikilamaz hale getiriyordu. Çünkü insanin varligi genellikle yirtici hayvanlarla bagdasmaz ve insanin bosalttigi alanlara yirtici hayvanlarin geri dönecekleri düsünülebilirdi; ama tam tersine insanin azalmasi hayvanlarinda geri çekilmesine yol açmis gibidir ve anlasilmaz olan da budur. Bu bilmece, ormanlarin yok edilmesiyle nüfus ve dolayisiyla evcil hayvan azalmasinin birlestiklerinde, aslanin eskilerin zamaninda yasadigi bir çok bölgeyi terk etmesini belirleyen ana nedenler olarak kabul edilirse, kendiliginden bir çözüme kavusur.

Çita (Acinonyx jubatus): Asagi Firat Havzasinda 19. Yüzyila kadar yasadigi bilinmektedir. Zaman içersinde bu hayvanin beslenmesinde önemli yer tutan ceylanlarin ortadan kalkmasiyla, bölgeden çekilmeleri ve giderek yok olmalari söz konusudur.

Kaplan (Panthera tigris virigata): Anadolu’daki son kayit 1970, Hakkari Uludere olarak saptanmistir. Türkiye, Iran, Irak üçgeninde yasamis oldugu bilinen kaplanin Dogu ve Güneydogu Anadolu’da yasamis oldugu, 1970 yilinda Hakkari ile Uludere ilçesinde Sehit Sen tarafindan vurulmus kaplanin 122 cm uzunlugundaki postu halen Ali Üstay müzesindendir. Prof. Dr. Turan Baytop’unda kaplan ile ilgili incelemesi oldugu bilinmektedir. Van yöresinde kaplan popülasyonunun incelenmesi için 1970 yilinda Kolombiya Zooloji Parki ile yazismalar yapildigi düsünülürse, Anadolu’muzda hatiri sayilir miktarda kaplanin bulunmus oldugu anlasilmaktadir. Kaplanin Siirt ve Hakkari arasindaki bölgede yakin zamanimiza kadar yasadigi, daha sonra bu bölgelerden hiçbir ihbar alinamadigi bilinmektedir. Bu durumu büyük yirticilarin zaman içersinde güneye dogru çekilmelerine baglamak mümkün olabilir.

Pars: (Panthera pardus tulliana Valenciennes): M.Ö. 51 yilinda Roma Hükümetinin Kilikya Valisi olarak, Anadolu’nun Toros-Antitoros, Amonos daglari ile deniz arasindaki güney dogu bölgesinin idaresini verdigi, Cicero’nun Coelius’a yazdigi mektuplara göre; Afrika türlerinden farkli olan Anadolu’da canli parslarin avlanmasi çok önemli bir hal degildir. Bu avlanmalar Likya (dogu güneyin çikinti halindeki kismi), Lokonya (Toroslarla Konya arasindaki kisim) ve Kilikya’dir. Bu günde parslarin yasamis veya muhtemelen bulunacaklari yerler, bu eski eyaletlerin içindedir. Plinius gibi diger bazi yazarlar da küçük Asya’da parsin mevcut oldugunu isaret etmislerdir. Anadolu için endemik olan ve çok eski zamanlardan beri orada yasayan parsin hayvan cografyasi bakimindan önemi büyüktür.

Tchihatcheff’in büyük seyahat kitabinda, 1850 yilinda kendi avladigi parsin resmi bulunmakta ve Panthera pardus tulliana Valenciennes adi verilen bu irkin, Küçük Asya’dan takriben Transkafkasya’ya kadar yasadigi kabul edilmektedir. Yavrulari satildi. Charles Danford’un 1875 ve 1879 yilindaki seyahatlerinden edindigi bilgilere göre; 20.11.1879’da Osmaniye yakininda Gavur daginda vurulan disi bir parsin ölçüleri: Bas ve gövde uzunlugu takriben 150 cm. Kuyruk uzunlugu 94 cm. Omuz yüksekligi 66 cm’dir. Buna ait kafatasi ile iskelet 1931’de Whittal tarafindan Karacahisar’da vurulmus bir parsin postu ile birlikte Britanya Natural History müzesindedir.1942 Yilinda Izmir ili Urla ilçesi daglik alaninda bir çoban tarafindan yavru pars yakalanmis ve Izmirli taninmis avcilardan Murat Türkmenoglu’na satilmistir. Murat Türkmenoglu tarafindan 9 ay bakilan pars büyüyünce Izmir hayvanat bahçesine armagan edilmistir. Izmir hayvanat bahçesinde gösterime sunulan esaret altindaki “zoza” adli parsin fotografi, 1946 yilinda Istanbul Üniversitesi fotografçisi Cafer Türkmen tarafindan çekilmistir. Atatürk Orman Çiftligi Ankara Hayvanat Bahçesi fil dami denilen binanin 2. Katindaki tahnit edilmis Anadolu Parsi, 1952 yilinda Aydin ili Dilek Yarimadasi Dilek daginda, Kirk basamak mevkiinde, Güzelçamli köyünde, Afyonlu Mehmet (Mehmet Karabulut) kapanla yakalamistir. Ankara Hayvanat Bahçesinde 6 yil yasamistir. Adi “Efe” olarak konmustur. Tam boyu (burun ucundan kuyruk ucuna kadar) 170,5 cm’dir. Bursa’da bile yasadi.

Anadolu Parsinin yasadigi yerleri tespit çalismalari 1953 yilinda, Izmir’in Hinterlandinda Tire civarindaki Güme daglarindan baslayarak Aydin dagi, Efes harabeleri v.s de dahil olmak üzere genis bir sahada yapilmistir. Buna göre; Güme dagi, Aydin dagi bunlarin devami Cibe dagi, Kuyumcu dagi, Kapulu dagi, Bogazi dagi, Selatin dagi, Kartal dagi gibi dag silsilelerinde bulundugu bildirilmistir. Kusadasi, Sirince, Akçasehir, Akyurt, Hisarlik köyü, Hamzabey ve Büyük Kale gibi yerlerde de Parstan bahsedilmektedir. Bursa ilinde (Gemlik, Iznik, Karacabey, Yenisehir ve Orhangazi) ve Çanakkale çevresindeki daglik sahada da Pars yasamistir. Evvelce bu yerde Turuva bulunuyordu. Homer’in pars avi da büyük bir olasilikla burada yapilmistir. Evliya Çelebi seyahatnamesinde Izmir Sigacik yöresinde ve Sebinkarahisar ve Erzincan civarinda Pars görüldügü dogrulamaktadir. Selçuk-Efes arasindaki “kaplanbogazi” mevkii ismi üstünde parsin bu yörede çokça bulundugunun bir isareti sayilmaktadir. Anadolu’daki son kayit, 1974 Beypazari olarak bilinmektedir. 17 Ocak 1974 Yilinda Ankara ili Beypazari ilçesinin 5 km batisinda Bagözü köyünden Havva Köksal adli kadina saldirip, kolunu iki yerden kiran ve köy bekçisi Ahmet Çaliskan tarafindan vurulan parsa ait tahnit Ankara MTA Tabiat Tarihi Müzesinde sergilenmektedir.

Sazlik kedisi (Felis catus Güldenstaedt): Bu türlerin önceki sayilari hakkinda bir fikir olmamasina ragmen, tarim için hizla alan kazanildigi güney illerimizde, hizla küçülüp kaybolan sazlik ve çaliliklarla beraber, bu kedilerinde hizla yok olduklari bilinen bir gerçektir.

Ceylan (Gazella dorcas L.): Elli bes- altmis yil önce Antakya’da Belen geçidinin 7-8 km güneyine dogru gidildiginde, ormanla yaylalar arasinda rastlanmasi mümkün olan bu ender memelimiz, artik buralarda aranmakla da bulunamiyor. Not : Gazella subgutturosa Güldenstaedt (Acem gazeli, Kursakli ceylan) ise, Urfa’nin Ceylanpinar Devlet Üretme Çiftliginde korunmakta ve üretilmektedir. Çiftlik arazisi dolasildiginda bir günde 30-40’lik 8- 10 sürüye rastlamak mümkün olabilmektedir. Fakat hayvanlarin acimasica avlandiklari çiftlik disinda bir tek örnege rastlamak mümkün degildir. Arap tavsani (Allactaga williamsi laticeps Nehring) : 1938-1939 Yillarinda Ankara Gerede arasinda gece otomobille seyahat edip de 1-2 Arap tavsanina rastlamamanin olanaksiz oldugu eski avcilarca bildirilmesine karsilik, bu gün bir tekine bile rastlamak mümkün degildir.

Sonuç olarak:

Birkaç istisna disinda memeliler açisindan tüm olumsuzluklarin sinai süreci ile birlikte son yarim yüzyilda meydana gelmesi, insanlik açisindan hiç de affedilecek bir sonuç degildir. Insanlarimiz dogal varligimiz olan memelilerin resimlerini dahi çocuklarina gösteremez duruma gelmistir. Ekonomik sorunlarimizin öncelikli olarak gündemde tutulmasi, dogal varligimiz olan yabani memelilerimizin varligini tehlikeye düsürmemelidir. Çünkü; geç kalindiginda on binlerce yillik evrim sonucu ortaya çikmis bu varliklarimizi bir daha geri getirmek mümkün olmamaktadir. Unutulmamalidir ki ekonomik krizler asilabilir, fakat ekolojik krizler (ekokriz) sonucunda, dogal varliklarimiz insan kaynakli faaliyetlerin etkinin altinda kalarak dogal özelliklerini gün geçtikçe yitirerek tarihteki yerlerini almaktadirlar.

Anadolu topraklarindaki haklarimizi tartismali hale getirmemek için, o topraklarda simdiye kadar yasamis ve halen yasamakta olan bütün varliklari en ince ayrintilarina kadar bilmek ve tarihsel olarak sahip çikmak, ekolojik öncelikli olarak korumak yasamsal görevlerimiz arasindadir.

Erkan Kayaöz - Orman Yüksek Mühendisi


Görüntülenme: 18158 kez