Sadullah Paşa Yalısı

Sadullah Paşa Yalısı

 

“Hâlâ çığlıklar gelir, Boğaz yalılarından”

 

Osmanlı'nın Viyana Sefîri Sâdullah Paşa, Avustralyalı yasak aşkı yüzünden Viyana'da intihâr etti. Refîkası Necîbe Hanım, yıllarca bu kırmızı yalıda pembe elbiseleriyle eşini bekledi durdu. Lâkin 14 yıl sonra İstanbul'a Sâdullah Paşa'nın kendisi değil, cenâzesi geldi…

 

                                   

 

Erzurum'da 1838'de doğan Sâdullah Paşa, Sultan 5. Murad'ın has adamlarından olup, O'nu tekrar tahta geçirmek isteyenler arasında bulunduğu ve Sultan Abdülaziz'e muhalefet ettiği için II. Abdülhamid Han tarafından İstanbul'dan uzaklaştırılarak 1877 de Berlin sefâretine tâyin edildi. 1883'te de Viyana Sefîr'i olan Sâdullah Paşa'nın buhranlı günlerinde yaşadığı bir 'gizli aşk' netîcesinde Viyana'da elçilik binâsında havagazı ile intihâr ettiği meşhurdur.

Gurbet dönemi

Eşi Necîbe Hanım ise Sâdullah Paşa'nın öldüğüne inanamamış ve bir ömür boyu dönmesini beklemiştir bu kırmızı yalıda. Paşa'nın beğendiği pembe elbiselerini giyip, bazen yalının penceresinden, bazen bahçesinden denizi seyrederek, ufukların ötesinden eşinin gelmesini umûd ederek... 14 yıl sonra İstanbul'a ancak cenâzesi dönen Sâdullah Paşa'nın yeri artık II. Mahmut türbesinin bahçesindeki mezarıdır. Çengelköy'deki yalısı değil. Sâdullah Paşa'nın gelini Münevver Ayaşlı, kayınpederinin 'sürgün' gibi elçilik görevlerinin ve 14 yıl boyunca yurtdışında yaşamaya mecbur bırakılmasının müsebbibi olarak Küçük Said Paşa'yı görür: “…Zîrâ Küçük Said Paşa, kendisine rakip olarak gördüğü Sâdullah Paşa'yı iftirâ atarak bertaraf etti ve kendisi sadrazam oldu” der ve Sâdullah Paşa'nın Viyana'da hizmetçisiyle aşk yaşaması hâdiselerini de bu iftirânın bir parçası olarak görür.

    

Çengelköy'deki yalı

Hâdise şöyledir: Sâdullah Paşa, Viyana elçisi iken, Anna Schumann adında 24 yaşındaki Avustralya'lı bir kadınla yaşadığı yasak aşkının duyulmasıyla bunalıma girdi. Anna'ya başka biriyle evlenmeyi teklif edip, bütün ihtiyaçlarını karşılayacağını vaad ettiyse de kabul ettiremedi.

Bu ilişkinin, Sultan II. Abdülhamid Han, Avusturya hükümeti ve Paşa'nın hanımı Necîbe Hanım tarafından duyulmasının Sâdullah Paşa'yı büyük sıkıntılara sokacağı kesindi. Çıkmaza giren Paşa, 1891'in 14 Ocağında öğle vakitlerinde elçilik odasında intihâr etti. İntihârı Payitaht'a bildirildi. Sultan II. Abdülhamid, hâdiseyi incelesinler diye İstanbul'dan bir heyet gönderdi. Heyet, Anna Schuman dâhil, herkesi tek tek sorguya çektikten sonra Paşa'nın intihâr ettiğine hükmetti. Ve bu yasak aşk bir hazin netice ile kapanmış oldu.

İşte böyle… Romanlara konu olacak kadar renkli ve esrârengiz bir hayat. Yalı Sâdullah Paşa'ya uğur getirmedi. Sultan Murad'ın tahta çıkmasıyla yıldızı parlayan ve Saray'ın Mâbeyn başkâtibi olan Sâdullah Paşa'nın, V. Murad'ın tahttan indirilmesiyle yıldızı sönüverdi. Yeni Padişah II. Abdülhamid Han, O'nu Berlin'de, Viyana'da sefâretlerde dolaştırıp durdu. Bu yüzden Sâdullah Paşa, yıllarca gurbet hayatı yaşadı.

Yalıdan ilk sürgün

Kaderin garip tecellisine bakın ki, Sâdullah Paşa'nın en büyük oğlu Âsaf Bey de tıpkı babası gibi yasak aşk yaşamıştı. Bu duruma vâkıf olunca Sâdullah Paşa, oğlunu evlenmeye zorladı. Evlenen Âsaf Bey, çok mutsuz oldu. Ve O da babası gibi intihâr etti.

Âilenin başında dönen kara bulutlar, sonraki yıllarda da bu yalıda oturan herkesi bir şekilde etkiledi. Uğursuzluk yalıda mıydı bilinmez, lâkin yalı sâkinlerinin yüzü hiç gülmedi.

Sâdullah Paşa'nın ve âilesinin hazin macerasını geride bırakıp Çengelköy'deki kırmızı yalıya dönelim. Sâdullah Paşa, yalının 6. sâhibidir. İlk sâhibi yalıyı Sultan I. Abdülhamid'den hediye olarak alan Darüssaâde Ağası Mehmet Ağadır. Yalı, Mehmet Ağa'nın ardından Sultan III. Selim'in sadrazamlarından Koca Yusuf Paşa'ya intikâl etti. Koca Yusuf Paşa'dan da kızı Emine Hanım ve eşi Kaptan-ı Derya Seydi Ali Paşa'ya kaldı. Seydi Ali Paşa için Cevdet Paşa “Cezâyir Ocağı'ndan yetişmiş bir yiğit. Amma hatırı sayılır bir it” diyor. ( Kandilli-Vaniköy-Çengelköy-Mekanlar ve Zamanlar s-127 ) . Seydi Ali Paşa'nın bir diğer lakabı da “Şirret Ali Paşa” idi.

Cevdet Paşa'nın iltifât ettiği (!) bu şahıs, Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa tarafından Bursa'ya sürülmüştü. ( İşte yalının uğursuzluğu da burada başlıyor )

Lâkin Alemdar Mustafa Paşa, yeniçeriler tarafından öldürülünce Seydi Ali Paşa tekrar İstanbul'a dönerek Kaptanıderyâ makâmına yerleşti. Kimse de bir şey demedi. Zaten devir, karışık bir devirdi. Sultan 2. Mahmut ise sabırla hâkimiyeti eline almayı bekliyordu.

Nihâyet 4 ay sonra beklediği gün geldi. Ve Seydi Ali Paşa'yı Afyon'a sürgüne gönderdi. Seydi Ali Paşa bir daha da İstanbul'a dönemedi, Afyon'da öldü.

Koca Yusuf Paşa'nın, bu yalının hemen yanında ikinci bir yalısı daha vardı. Ahmet Muhtar Beyefendi Yalısı olarak bilinen ikinci yalı belki de birinci yalının selamlık kısmıydı. Koca Yusuf Paşa'nın yalıları biri kızı Emine Hanım'a ( Sâdullah Paşa Yalısı ), diğeri de oğlu Mahmut Bey'e kaldı.

Vasiyete uyulmadı

Yalı, Seydi Ali Paşa'dan oğlu Bağdat Vâlisi Hamdi Paşa'ya intikâl etti. Hamdi Paşa da babası gibi Sultan II. Mahmut'un gazâbına uğrayanlardan. Babasını Afyon'a sürgün eden Sultan Mahmut, oğlunu daha uzağa, Bağdat'a sürdü. Annesinin tavassutuyla aff-ı şâhâneye mazhar olup tekrar İstanbul'a dönen Hamdi Paşa, bunu yalısında kandillerle maytaplarla, havâî fişeklerle kutlayıp, şölenler düzenledi. Hattâ bu debdebe ve âlâyiş, Sultan Mahmut'un da hoşuna gittiğinden, Hamdi Paşa tekrar eski görevi olan vâliliğe avdet etti. Lâkin bir süre sonra tekrar azledildi.

Hamdi Paşa bir sarrafa olan borçları yüzünden yalıyı, Esad Muhlis Paşa'ya sattı. Yalı Esad Muhlis Paşa'dan oğlu Sâdullah Paşa'ya kaldı…

Sâdullah Paşa'nın kızı Ferdiye Hanım ve bir oğlu Seyfullah Bey yalıda acılı anneleri Necîbe Hanım'la kalırken, diğer oğlu Nusret Bey, Münevver Ayaşlı Hanım'la evlenerek bir süre bu yalıda oturdu.

Sâdullah Paşa'nın hanımı Necîbe Hanım ve çocukları uzun süre burada oturduktan sonra, Necîbe Hanım'ın vefâtıyla çocukları yalıyı, uzaktan akrabaları olan Ferit Tek'e sattılar. Ondan da kızı Dr. Emel Esin ve eşi Seyfullah Esin'e kaldı. Dr. Emel Esin tarafından da TAÇ Vakfı'na ( Türkiye Anıt, Çevre, Turizm Değerlerini Koruma Vakfı ) devredildi.

    

Daha sonra yalıyı, Ayşegül Nâdir ( Tecimer ) kirâladı. 1998 de târihî eser kaçakçılığı sebebiyle aranan ve Fas'ın başkenti Merakeş'e kaçan Tecimer, 1997 de yalıyı terk etmişti.

Hâlbuki Emel Esin yalıyı vakfa devrederken bir de vasiyetnâme hazırlamış ve şu şartı koymuştu:

“Yalım, içkili restorant, gazino, otel ve kumarhâne olarak işletilmeyecek. Vakıf personelleri de içki içmeyen, emin ve ahlâklı kişilerden olacak.”

Yalı, vakıf tarafından kirâya verildi. Nice içki sofraları kuruldu... Târihî eser kaçakçılığı da yapıldı. Bereket, yalıyı alıp götürmediler.

Kimler geldi kimler geçti

Sultan I. Abdülhamid'in Darüssaâde Ağa'sına hediye ettiği bu yalı, yıllar sonra bir “Sürgünler Yalısı” hâline gelecek, Seydi Ali Paşa'dan, Hamdi Paşa'ya, O'ndan Sâdullah Paşa’ya ve Ayşegül Nâdir'e kadar sâkinlerinde gurbetler, acılar, sürgünler, iflâslar eksik olmayacaktı. Ne diyelim. Öteki Boğaziçi yalıları gibi Sâdullah Paşa Yalısı da, dışardan şirin görünse de, içinde yaşanan hayatlara kulak kesildiğimizde ufak bir adapte ile bizde Necip Fâzıl gibi diyeceğiz:  

“Hâlâ çığlıklar gelir, boğaz yalılarından”

                                                                  MAHMUT SAMİ ŞİMŞEK   

                                                                              15 10 2006

 Yazan : admin | Okunma : 11902 |        Yorum ( 0 )