Devletlu Hediyeler

Devletlu Hediyeler

DEVLETLU  HEDİYELER

ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama’ya verilen ve Obama’nın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’e verdiği hediyelerin konuşulduğu şu günlerde biz de târih tünelinde seyahat edip Osmanlı Sultanlarına gelen hediyeleri araştırdık.

İşte en ilginç hediyeler:

2. ABDÜLHAMİD’E BOĞA

     Evvelâ Sultan 2. Abdülhamit. 1876 da Osmanlı tahtına oturur. Padişah-ı Şehriyarî olur. Ve en büyük hülyası olan Payitahttan Haremeyni Şerifeyn’e kadar uzanacak olan tren yolu hattının ihâlesini, Almanlara verir. Alman İmparatoru Kayser 2. Wilhelm de Sultan 2. Abdülhamit’e bir teşekkür ziyaretinde bulunur ve armağan olarak; İstanbul halkına Sultanahmet meydanındaki Alman Çeşmesi’ni, padişahın bizzat kendisine de simsiyah ve öfkeli kocaman bir boğa heykelini takdim eder. Boğa, Yıldız Sarayı’nın has bahçesine konulur. ( Bu boğa Almanlara Fransızlardan 1871 de savaş ganimeti olarak gelmişti. ) Yıllar sonra boğa, ne hikmete mebnidir bilinmez, Lütfi Kırdar Spor Salonu’nun önüne taşınır. Oradan da kıtalararası bir yolculuk, Asya’ya getirilerek eski Kadıköy İskelesi’nin karşısına konur. Haydarpaşa İskelesi’nin karşısında da kapkara bir tren lokomotifi var. Esâsen boğa heykelini bu lokomotifin karşısına koymak daha münâsip olurdu. Boğa şimdilerde Kadıköy Altıyol’daki meydanda öfkeden kapkara kesilmiş duruyor öylece. Haydarpaşa’ya değil de Kadıköy’e konulmasına öfkelenmiş olsa gerek.

GENÇ OSMAN’A GERGEDAN

     Osmanlı sultanlarına her devirde yağmur gibi hediyeler geldiği mâlum. Zaman zaman oldukça ilginç hediyeler gelirdi Osmanlı sarayına. Az önceki Sultan Hamid’e gelen boğa heykelinin yanında, Genç Osman’a hediye edilen armağan daha bir şaşırtıcı idi. Genç Osman’a armağan, bir gergedan. 1619 senesinde İran Şahı Abbas’ın elçisi Yâdigâr Ali getirmişti bu armağanı Sultan Osman’a. 100 deve yükü ipek, 4 fil ve vahşî hayvan postlarından oluşan değerli eşyalarla birlikte. Bu hayvanlar bazen Gülhane Parkına, bazen da Bizanslılardan kalma boş binalara konulurdu. Bakırköy’deki, İstanbul’daki 4 açık sarnıçtan biri olan Fil damı da fillerin ahırı olduğu için bu ismi almıştı. Çengelköy sâhillerinde bulunan ve fillerin dinlenip beslendikleri binalar ise şu an lokanta olarak hizmet veriyor. Bir dönem fillerin beslendiği bu mekânda şimdi İstanbullular besleniyor. 


     
2. MAHMUT’A ZÜRÂFÂ

     Batılı seyyahların yazdığına göre sultan 3. Mehmet ve 4. Murat dönemlerinde de padişaha takdim edilen hediyeler arasında Afrika ormanlarından getirilen hayvanlar vardı. Her iki padişaha da zürafa hediye edilmişti. Lâkin en görkemli zürafa ağırlaması Sultan 2. Mahmut döneminde yapıldı. Mısır Hıdivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından Sultan 2. Mahmut’a yaranmak, daha da ötesi yaltaklanmak maksadıyla bir zürafa gönderilmişti. Zürafa, zarif yürüyüşüyle, İstanbul sokaklarında, podyumda yürüyen bir manken edasıyla boy gösterdikten sonra Çinili Köşk Meydanı’na getirildi. Gelişinden birkaç ay sonra da Topkapı Sarayı’nın avlusunda vefat etti. Belki de cenazesi Gülhane Parkı’nda bulunan saray aslanlarının kafesine servis yapıldı.

İLK HAYVANAT BAHÇESİ

     Çeşitli ülkeleri dolaşarak gösteriler yapan ve bu yolla para kazanan sirkler vardı Osmanlı döneminde. Bu sirkler İstanbul’a da gelirdi. Ve çok yaşlanmış ya da sakatlanmış hayvanları götürmez, bulundukları ülkede bırakır giderlerdi. İstanbul’da, bir bakıma yıllarca çalıştıkları sirkten kovulan, tazminat ödenmeden işten atılan bu hayvanları, müşfik sultan Abdülmecid Han, Tanzîmât fermânının okunduğu Gülhane Parkı’nda koruma altına almıştı. İşte Gülhane Parkı’ndaki hayvanat bahçesi böyle oluştu. Yoksa Osmanlıda hayvanları, bulundukları özgür ortamlarından mahrum bırakarak demir kafesler arkasına hapsedip, hayvan zindanları oluşturma ve bunun adına da Hayvanat Bahçesi (!) deme namertliği yoktu.

3. MEHMET’E SAATLİ ORG

     İngiltere Kraliçesi 1. Elizabet, Topkapı Sarayı’na, devrin Osmanlı Sultanı 3. Murat için özel olarak yaptırdığı çalar saatli bir org hediye etmişti. Orgun yapımı için Thomas Dallam görevlendirilmişti. Bir buçuk yılda tamamlanan 5 metre boyundaki saatli org, Hector adlı gemiyle aylar süren deniz yolculuğu sonunda Osmanlı pâyitahtına gelebildi. Yolculuk o kadar uzun sürmüştü ki, orgu taşıyan gemi İstanbul’a ulaştığında Osmanlı tahtında artık yeni bir pâdişah vardı. Sultan 3. Murat vefât etmiş, tahta 3. Mehmet geçmişti. Topkapı Sarayı Arz Odası önündeki revak içine kurulan saatli org, devrin pâdişâhı 3. Mehmet’e büyük bir törenle hediye edilmiş, Padişah tahta oturur oturmaz kurulu org çalışmaya başlamıştı. Önce saat çalmış, sonra 16 çanlık takım, bir melodi seslendirirken iki bebek melek borazanlarıyla mûsikiye revnak kazandırmışlardı. Orgun tepesindeki karatavuk ve ardıç kuşlarının şakıma ve kanat çırpmalarıyla mûsikî şöleni hitâma ermişti. Saat kuruluyor, vakti gelince org çalmaya başlıyordu kendi kendine. Yani Guguklu saatin büyüğü.
     
TÜYLER ÜRPERTEN HEDİYE

     1. Dünya savaşı sonunda İstanbul’un işgal yıllarında da Atatürk, annesi Zübeyde Hanım’ın Beşiktaş Akaretlerdeki evi İşgal kuvvetleri tarafından gözetim altında tutulduğu için Pera Palas Oteli’nin 101 nolu odasında kalmıştı. Atatürk’ün odası da şu an müzedir. İlginç ve gizemli bir hediye de burada.

     Atatürk’e ait 32 parçadan müteşekkil eşyanın sergilendiği odada, yatak üzerindeki örtü de Atatürk tarafından manevi kızı Ülkü’ye hediye edilen örtüdür. Bu oda da en ilginç şey ise duvarda asılı olan seccâde. Pera Palas otelindeki tüyler ürpertici bu seccâdenin hikâyesi şöyle:

     

10 KASIMPATI

     1929 yılında zamanın Hindistan mihracelerinden birisi Atatürk’ü ziyarete geliyor. Ve Atatürk’e unutulmaz ve kalıcı bir hediye vermek istiyor. Kâhinine ilginç bir hediye hazırlaması için emir veriyor. Kâhin de küçük bir seccâde dokutuyor ve mihraceye takdim ediyor. Mihrace de bu seccâdeyi çok beğeniyor ve Atatürk’e hediye ediyor. Duvarda asılı olan seccâde bu işte.

     Bunun neresi mi ilginç? İlginç olan seccâde değil, üzerindeki deseni. Bir saat motifi var ve bu saat 09:07 yi gösteriyor. Bilindiği gibi Atatürk’ün ölüm saati 09:05 tir. Lâkin beyin, kalp durduktan sonra 2 dakika daha yaşar. Yani seccâdedeki saat Atatürk’ün beyin ölümünün gerçekleştiği saat. Vee saatin etrafında da 10 tane kasımpatı çiçeği var ki bu da Atatürk’ün 10 Kasım’da öleceğine işaret.

     Dünya’nın en esrarengiz ve aynı zamanda en ürkütücü hediyesi bu olsa gerek. Size bir seccâde hediye ediliyor ve üzerinde ölüm tarihiniz ay, gün ve saatiyle hatta dakikasıyla resmediliyor. İşte bu noktada insanın kanı donuyor…   

EN İĞRENÇ HEDİYE VE OSMANLI ZEKÂSI

     Osmanlı târihinde kayda geçen en iğrenç hediyeyi ise İran Şahı Şah İsmail, Yavuz Sultan Selim’e göndermişti. Kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor İran Şâhı. Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor sandıktan. Açık bakıyorlar. En alttaki bohçadan bir kutu insan pisliği çıkıyor. Sultan Selim emrediyor:

     “Herkes düşünsün, buna lâyıkıyla bir cevap vermeliyiz”

     Cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor. Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor. İçine İstanbul’da îmâl edilen gül kokulu en nâdide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı gönderiyor.

     İran Şâhı sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum ve üzerinde bir not. Şah, Yavuz Selim’in notunu okuyor:

     “Herkes yediğinden ikram eder” !

                                                                   MAHMUT SAMİ ŞİMŞEK
                                                                          7 Nisan 2009

 Yazan : admin | Okunma : 5953 |        Yorum ( 0 )