Ayrılık Çeşmesi'nden Ayrılık Vakti

Ayrılık Çeşmesi'nden Ayrılık Vakti

AYRILIK ÇEŞMESİ’NDEN

                                      AYRILIK VAKTİ

              

Osmanlı ordularının ve hac kâfilelerinin yolculuğa çıkarken sevdiklerinden ayrıldıkları noktada bulunan “Ayrılık Çeşmesi” taşınıyor şimdilerde. Üç asır boyunca nice ayrılıklara şâhit olan iki kurnalı Ayrılık Çeşmesi, iki gözü iki çeşme ağlayanlarla beraber çağlamıştı dâimâ. Artık kervanların uğurlanırken uğramadığı bu çeşmenin yıllardır kurumuş kurnalarından bir damla su akmıyor. Zaten ne ismini bilen kaldı, ne de önünden uğurlanan. Kimse dönüp bakmıyor. Ve artık veda ediyor çeşme 3 asır boyunca vedalaşmaların yapıldığı mekâna.

     Osmanlı orduları ve hac kafileleri, aylarca sürecek yolculuklara çıkarken, İbrahim Ağa çayırında toplanır, daha sonra yakınlarıyla vedâlaşıp, buradaki çeşmeden testilerini, su kaplarını doldurarak ayrılırlardı. Bölgede bulunan çeşme bu yüzden “Ayrılık Çeşmesi” adıyla anıla geldi. Bu ismi 1638 yılında IV. Murat’ın Bağdat seferine çıkmasından itibaren almıştı. IV. Murat’ın sefere çıkarken takip ettiği yola da Bağdat Yolu ( Bağdat Caddesi ) denildi.

     16. asırda Sultan 3. Murat’ın Kapuağası Gazanfer Ağa tarafından yaptırılan, 18. asırda Sultan 1. Mahmut’un Kapuağası Ahmet Ağa tarafından tâmir ettirilen ve asırlardır Kadıköy’ün tarihi dokusunu oluşturan ve ayrılıkların başlama noktası olan Ayrılık Çeşmesi, bundan sonra Marmaray ile Anadoluray’ın birleştiği nokta olacak. Ayrılık Çeşmesi’nin yerine aynı isimde bir istasyon yapılacak. Aslında 3 yalaklı ve namazgahı da olan çeşme, günümüzde tek yalaklı kalmış. Şimdiye kadar alt kısmı toprağın altında kalan ve neredeyse kaldırıma beline kadar gömülmüş bir vaziyette bekleyen çeşme, orijinal hâline uygun restore edilerek taşınacak. Bir namazgâh çeşmesi olan Ayrılık Çeşmesi, yapılacak yeni restorasyon çalışmasıyla namazgâhına tekrar kavuşuyor fakat, 3 asırdır bulunduğu yerden ayrılıyor.

     AYRILIK VE SELÂM ÇEŞMELERİ

     Osmanlı döneminde, savaşa giden ordulardan ve Hicaz’a giden hac kâfilelerinden başka, Anadolu topraklarına vazîfeli olarak giden vezirlerin de duâlarla uğurlandığı yerdi burası. Kadıköy Ayrılık Çeşmesi’nden su içip, tulumlar doldurulduktan sonra vedâlaşılır, gidenlerin ardından, gözyaşlarıyla birlikte tas tas sular dökülür, duâlar edilir, kervan uğurlanırdı. Kâfilelerin, geri dönüşlerinde kavuşma ve karşılanma yerinde de “Selâm Çeşmesi” mevcuttu. Feneryolu’ndaki bu selâm çeşmesi, Selâmi Çeşme’ye dönmüş halk dilinde.

                    

     Haydarpaşa’daki İbrahim Ağa Çayırı’nda bulunan Ayrılık Çeşmesi, kesme taştan klasik üslupta yapılmış bir çeşme. Zamanla harap olmuş çeşme, 1741 de Sultan 1. Mahmut’un Kapuağası Ahmet Ağa tarafından 1921 yılında ise Sultan Mehmet Reşad’ın torunu Dürriye Sultan tarafından tâmir edilmişti. Kemerinin altındaki kitâbesi bu tamirâtlar esnâsında konulmuştur ki, şunlar yazılıdır:

     Han Mahmud’un Cenâb-ı Kibriyâ
     Zâtın etsün Menba-ı lütf-i atâ
     Çeşme-i Pâk-i Gazanfer Ağa’nın
     Bulucak dehrin mürûruyla fenâ
     Kapu Ağası Kerim hayr-ı halef
     Ahd-i lütfunda güzel kıldı binâ
     Geldi bir hayır ehli, târihin dedi
     Pâk ihyâ eyledi Ahmet Ağa. 1741-42

     Bu kitâbenin altındaki diğer bir mermer kitâbede de tâlik yazı ile şu cümle nakşedilmiş:

     “Dürriye Sultân’ın rûhiçün el-fâtiha”


      
     
     HAC KERVÂNLARININ VEDÂ NOKTASI

     Bir zamanlar kırk-elli bin kişilik hac kervanlarının İstanbul’a vedâ noktasıydı İbrahim Ağa Çayırı. Mukaddes menzil Haremeyn’e giden hac kervanlarının yolcuları, aylarca sürecek olan yolculuk öncesi yakınlarıyla vedâlaşıp, bu çeşmeden su kaplarını doldururlardı. İstanbul’dan uğurlandıkları menzil burasıydı.

     

     BAĞDAT CADDESİ

     Kervan, Kadıköy’deki Bağdat Caddesi yolunu kullanarak Bağdat’a, oradan da Haremeyn’e gittiğinden ötürü, bu caddenin ismi “Bağdat Caddesi” olduğu da rivâyetler arasında.

     Pây-i taht İstanbul’un Harem mevkiinden uğurlanan hac kâfilesi, Haremeyn-i Şerifeyn’e kadar 54 defa mola vererek, ve her konakladıkları yeri de îmâr ederek, günler-geceler boyu sürecek bir yolculuğa çıkarlardı.

     SULTÂNIN SAÇI HAC YOLUNDA

     Hacca gidemeyen padişahlar, Peygamber toprağına gömülmesi için saçlarından bir tutam göndermeyi de ihmâl etmezlerdi. Kavuklarında bulunan sorguçların üzerindeki süpürgeler ile Kâbe süpürülmüştü. Yâkut, zümrüt ve elmaslar arasına yerleştirdikleri süpürgeleri, kavuklarına takıyorlardı Osmanlı Halîfeleri.

     BAYRAMLIK KÂBE ÖRTÜSÜ

     Kara yoluyla hacca gidenler Recep ayında, deniz yoluyla hacca gidenler Şâban ayında yola çıkarlardı. Kâbe arefe günü zemzem ve gülsuyuyla yıkandıktan sonra, eski elbisesi çıkarılır, pâyitahttan gelen yeni elbiseleri giydirilir ve kurban bayramına bu yeni bayramlık elbiseleriyle çıkardı.

     ŞAPA OTURMAK

     Gemiyle gelenleri bekleyen tehlikelerden biri de Kızıldeniz’di. Eski ismi “Şap Denizi” olan Kızıldeniz, şap ismi verilen beyaz kireç taşlarıyla doluydu. Gemilerin seyir haritasında görünmeyen bu beyaz kayalıklar, buz dağlarının denizdeki kısmı gibi görünmez tehlikeler arz ederlerdi gemiler için. Bazen gemilerin bu şap kayalıklarına oturup, denizin ortasında kalakaldıklarına da şahit olunduğu için, hacıları karşılayan akrabaları mütemâdiyen dua ederlerdi hacılar dönerken:

     —İnşallah bizimkilerin gemisi şapa oturmadan sağ sâlim gelir.

     Hac kervanının gidişi gibi gelişi de altı ay sürdüğünden, ömrünün bir senesini hac ibadeti için fedâ etmiş olan Osmanlıların da en tabîi hakkı idi “hacı” unvanını almak.

                                                             MAHMUT SAMİ ŞİMŞEK
                                                                        18–06–2009
                                                                  

 

 Yazan : admin | Okunma : 6378 |        Yorum ( 0 )