Ana Sayfa Haberler Yazılar Videolar Ödevler Oyunlar Dosya Resim Yarışma Forum
 
 » Menü
TARIH
    Inkilap Tarihi
    Atatürkçülük
    Tarih Öncesi ve ilkçag Tar.
    Islam Tarihi
    Genel Tarih Konulari
    Osmanli Tarihi
    Tarihte Kullanilan Takvimler
    Tarih Sözlügü

COGRAFYA
    Cografya Konulari
    Fiziki Cografya
    Beseri ve Ekonomik Cogr.
    Türkiye Cografyasi
    Ülkeler Cografyasi
    Matematik Cografya
    Siyasi Cografya
    Jeoloji
    Ünlü Cografyacilar
    Harita Bilgisi
    Cografi Uygulamalar
    Ülkeleri Canli Seyredin
    Cografya Siteleri
    Illerimizin Fotograflari
    Illerimizin Videolari
    Dünya Haritasi
    Turizm Rehberi

FELSEFE GRUBU
    Felsefe
    Sosyoloji
    Egitim Siteleri
    Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji, Mantik Terimler Sözlügü


» Gezelim-Görelim

» Eğlence Bölümü

» Ödev Arşivi
Tüm derslere ait
geniş ödev arşivi

» Istatistikler
Üyeler
Son Üye : hirasya
Bugün : 0
Dün : 0
Toplam Üye : 7659
Online Üyeler
 Online üye yok..
Sitede Aktif
Üye : 0
Ziyaretçi : 0
Toplam :
Site Sayaci
Iletisim
E-Mail : info@sosyalokulu.com
Online   Kişi

» İçerik İstatistikleri
 Toplam Dosya Sayısı : 235
 Toplam Makale Sayısı : 285
 Toplam Ödev Sayısı : 64
 Toplam Video Sayısı : 238
 Toplam Oyun Sayısı : 449
 Toplam Resim Sayısı : 149
 Toplam Haber Sayısı : 562

Bizansın Spor Takımı
» Bizansın Spor Takımı

BİZANSIN SPOR TAKIMI: MÂVİLER VE YEŞİLLER

Bizans’ta, halkın siyâsî görüşü, tuttuğu takımın renginden anlaşılıyordu. Sportif faaliyetlerin de ötesinde bir siyâset arenasıydı hipodrom.

     Şimdiki Topkapı Sarayı’nın bulunduğu yerde Bizans zamanında imparatorun sarayı vardı. Sultanahmet Camii ile İbrahim Paşa Sarayı’nın arasında bulunan meydan ise hipodromdu. Bizans İmparatorluğu’nun her türlü kutlama ve sportif faaliyetlerinin yapıldığı alandı burası. Her dönemde, yapılan yüzlerce heykel ilâveleriyle bir açık hava heykel ve anıt müzesi görünümüne bürünen hipodromdan günümüze sadece 3 Bizans anıtı kalabildi: Dikilitaş, Yılanlı Sütun, Örme Sütun.

     ŞEHRİN SIĞDIĞI HİPODROM

     Bir imparatorluk mücâdelesi yüzünden şehri yakıp yıkan, sonra yeniden îmâr eden İmparator Septimus Severus, hipodromu da ilk hâliyle yaptıran imparatordu. İmparator Constantin ise hipodromu öyle genişletti ki, bir seferde şehrin nüfusunun dörtte birini aldığı söylenir. Kuzey ucundaki girişte büyük kemerli binâlar vardı. Duvarlarda da çok sayıda heykel mevcuttu. İmparator locası ( Kathisma ) ise, şimdiki Sultanahmet Camii’nin hizasındaydı.

            

     İmparator locasının üzerinde bir de 4 atın çektiği bir araba heykeli vardı ki; altın, gümüş ve bakır alaşımından yapılmıştı. İmparator Augustos tarafından Korent’ten Roma’ya getirilen bu heykel evvelâ Neron’un, daha sonra da Traian’ın zafer takının üzerine konmuştu. 2. Thedosius’un İstanbul’a getirdiği bu heykel, 1204 yılında şehri yağmalayan Latinler tarafından kaçırıldı ve Venedik’teki San Marco Katedrali’nin giriş kapısının üzerine yerleştirildi.
 
     KIRMIZILAR-BEYAZLAR-MAVİLER-YEŞİLLER

     Araba yarışçıları, dört renkle simgelenen spor kulüplerine bağlıydılar. Kulüp taraftarlarının oturacakları bölümler, yine renklerle ayrılmıştı. İmparator locasının sağ ve solundaki bölümler ılımlı taraftarlar olan Kırmızı ve Beyazlara ayrılırken, karşıdaki bölümün kuzey ve güney kısımları ise ateşli taraftarlar olan Mâviler ve Yeşillere âitti. Bu kulüpler devlet politikasını dahi yönlendiren siyâsî birer parti konumundaydılar. Halkın siyâsî görüşü, tuttuğu takımın renginden anlaşılıyordu. Sportif faaliyetlerin de ötesinde bir siyâset arenasıydı hipodrom.

     

     Bu renkler zamanla ikiye indi. Beyazlar ve Kırmızılar eriyip yok oldu. Geriye Yeşiller ve Mâviler kaldı. Mâviler aristokrat semtlerde, senatörlerin köşk ve konaklarının bulunduğu mahallelerde otururlar, toplumun zengin ve asilzâdeler sınıfını oluştururlardı. Yeşiller ise toplumun daha demokratik kesimi olan tüccarlar, zanaatkârlar ve denizcilerden oluşuyordu. Kısacası Mâviler aristokrat ve tutucu iken, Yeşiller demokrat ve özgürlükçüydü. Dâimî bir mücâdele içerisinde olan Mâviler ile Yeşiller arasında ölümüne rekâbet vardı.

    

Bayramlar, şölenler, şenlikler ve her türlü eğlenceler de hipodromda olurdu. Gladyatörler, ölümüne burada dövüşür, zavallı köleler bu meydanda halkın vahşî zevklerine meze olur, aç aslanların acımasız pençelerinde can verirlerdi. Velhâsıl hipodrom Bizans’ın her şeyiyle yaşam sahasıydı.      

     HİPODROM’DAN AT MEYDANI’NA

     Bizans zamanındaki Hipodrom, 1453 yılından sonra “At Meydanı” adını almıştı. Önceleri “Ahmediye Meydanı” denilen bölgenin ismi sonradan “Sultanahmet Meydanı” oldu. Bizansın yaşam merkezi sayılan hipodrom, Osmanlının da kalbinin attığı yerdi. Osmanlı döneminde de pek çok ayaklanmaya, şenliklere, şölenlere, kutlamalara, şehzade sünnetlerine sahne olmuştu. Yeniçerilerle sipahiler burada savaştılar, Vaka-i Vakvakiye’nin sonunda yaşanan asılmalar bu meydanda vâkî oldu.

     Kânûnî’nin ilk sadrazamı Makbûl İbrahim Paşa da (idâm edildikten sonra Maktûl İbrahim Paşa oluyor) hipodromdan geriye kalan tribün oturaklarını 1524 yılında yaptırdığı muhteşem sarayına taşıtmıştı. Kânûnî’nin kız kardeşi ile evlenip saraya dâmat olan Makbûl İbrâhim Paşa, pâdişahla birlikte katıldığı Macaristan seferi dönüşünde getirdiği ganîmetler arasındaki 3 bronz heykeli bu meydana diktirmişti: Artemis, Apollon ve Herakles.

     Tam sarayının karşısındaki oldukça büyük bir sütunun üzerine diktirdiği heykeller için (sarayının bahçesine koydurduğu da söylenir) devrin şâiri Figânî’ye fikrini sormuştu. Şâir Figânî de îdâmına sebep olacak olan şu beyti söyledi:

     Dü İbrâhim âmed de deyr-i Cihân
     Yeki püt şiken yeki püt nişân

     (Bu dünyâya 2 İbrâhim geldi. Bunlardan biri putları kırarken diğeri de put dikiyor.)

     Aynı zamanda hekim olan şâirin belki de son şiiriydi bu beyit. Heykellere ne olduğunu bilmiyoruz. Şâir Figânî’nin, daha sonra da Makbûl İbrâhim Paşa’nın îdâma mahkûm olması gibi, bu putlar da ademe mahkûm oldular.

     İbrâhim Paşa’nın 3 mitolojik tanrı heykeli kayboldu ama Bizans’ın 3 anıt sütunu günümüze kadar gelmeyi başardı. Spina duvarı üzerine dikilmiş olan bu 3 anıt sütunun kâideleri de şu anki zeminden yaklaşık 3 metre aşağıda. Bu da gösteriyor ki Sultanahmet Câmii ve İbrâhim Paşa Sarayı’nın temellerinden çıkan taş-toprak bu meydana doldurulunca zemin o kadar yükselmiş ki, şu an Bizans’tan 3 metre daha yüksekte duruyoruz. Bizans’tan beri 3 metre mesâfe kat edebilmişiz. Şimdi Bizans dönemine tekrar gidelim.

     

     AYI OYNATICISIYDI, İMPARATORİÇE OLDU
    
     Çok şeylere şâhit oldu bu hipodrom. Nika isyanı gibi, imparator Theodosius’un yaptırdığı 2. Ayasofya’nın yıkılmasıyla ve 30.000 kişinin öldürülmesiyle sonuçlanan kanlı ve korkunç bir isyandan tutun da, yine hipodromda kendi kanını içerek işkenceyle öldürülen imparator Andronikos Komnenos’a kadar… Aslanlara atılan suçlulardan, bayram şenliklerine, şölenlere, çılgınca kutlamalara kadar… Taç giyen imparatorlar da oldu bu meydanda, tacından hattâ başından olanlar da… İmparator 1. Leon burada alkışlarla şenliklerle taç giymişken, Hagios Stephanos ( Aya Stefanos ) Kilisesi’nde îdâm edilen imparator 5. Leon’un cesedi de yine burada halka teşhîr edilmişti. Yâni kelimenin tam anlamıyla bir kan ve can pazarı hâline gelmişti çok zaman.

     Kısacası hipodrom, Bizans’ın TARİH SANDIĞI idi. Şimdi anlatacağım hâdise ise en az diğerleri kadar ilginç bir yükseliş hikâyesi.

     18 Mart 508. Hagios Kyrillos yortusu kutlanıyor. İmparator Anastisius’un huzurunda her zaman olduğu gibi araba yarışları düzenleniyor. İki amansız rakipten bu defâ gâlip olan Yeşiller. Atların çektiği arabalar çılgınca tezâhürât ve alkışlarla arenayı terk ederken, dansçılar çıkıyorlar meydana. Onları güreşçiler, hokkabazlar, gözbağcılar ve cambazlar tâkip ediyor. Dikilitaş’ın ( Theodosius Sütunu’nun ) tepesinde dikilmiş, seyircileri selâmlayan cambaz, arenayı sarsan alkışlar topluyor. Daha sonra, sıra sıra yırtıcı hayvanlar çıkıyor arenaya, bakıcılarıyla birlikte. Kaplanlar birbiri ardınca atlayarak geçerken ateşten çemberler içinden, yılanlar kıvrana kıvrana geçiyorlar sahiplerinin omzunda Yılanlı Sütun’un önünden. Tarantulalar ağını örüyor örmeli sütunun üstünde.

     Ve sıra geliyor hantallığına rağmen her türlü numarayı becerebilen ayılara. Arenanın alışılmış sîmâlarından olan Akakios isimli ayı oynatıcısı eşliğinde gelen ayılar, Bizans halkına her defâsında değişik bir numara seyrettirmeyi başarabiliyorlar. Lâkin o gün ne ayılar çıkıyor arenaya, ne Akakios. Seyirciler, şaşkınlıkla beklerken tribünlerde, pejmurde bir kıyâfetle genç ve güzel bir kadın çıkıyor meydana. Yanında, başlarında çiçekten taçları olan 3 küçük kız.

     Birdenbire saçlarını dağıtan, tırnaklarıyla yüzünü yırtıp kanatmaya başlayan kadın, çığlık çığlığa bağırmaya da başlıyor, seyircilerin ne olduğunu anlayamayan şaşkın bakışları arasında. Ve ellerini seyircilere uzatarak bağırıyor: “Ben Akakios’un dul eşiyim. Kocam ölünce onun görevini ben yapmak istedim. Ama Asterios işimi aldı elimden. Bu 3 yetim kızlarımla açıkta kaldım. Merhamet edin! Yardım edin bana!”

     Minik kızlar da tıpkı anneleri gibi ellerini seyircilere uzatmış yardım istiyorlar, ağlıyorlar, bağrışıyorlardı. İsimleri Komite, Teodora ve Anastasya olan kızlarının en büyüğü sâdece 7 yaşındaydı. Halk şaşırmış kalmış, ne yapacağını bilmez bir vaziyette birbirlerine bakıyor, bu beklenmedik hâdiseyi anlamaya çalışıyorlardı. Bu arada arenadaki kadın, seyircilere haykırarak sızlandı durdu bir süre.

     Ayı bakıcısı olan eşinin ölümünden sonra, yeniden evlenen kadın, eşinin mesleğini yeni kocasıyla birlikte sürdürmeyi planlarken, Yeşillerin oyuncubaşısı Asterios sokağa atmıştı her ikisini de. Ve Akakios’un yerine, kendi adamlarından birini getirmişti rüşvet alarak. O gün hipodrom meydanında bağıran kadını da susturmak için adamlarıyla birlikte yanına koşmuştu. Zavallı kadını, kolundan yakalayarak, hakâretlerle, itip kakmalarla sürükleye sürükleye kızlarıyla berâber arenanın dışına attı.

     Bu manzara karşısında Asterios ve adamlarını yuhalamaya başlayan Mâviler, az sonra bu protestolarını topluca Yeşillerin üzerine yönlendirdiler. Yeşiller durur mu? Karşılıklı bağırış çağırışlar, hırlaşmalar sürüp gitti.

     Kader işte; o günlerde Mâvilerin ayı bakıcısı da öldüğünden bir süredir bu vazîfe boştu. Dul kadın ve ölen kocası Yeşillerden olmasına rağmen, Mâviler bu kadını ve kızlarını ayı oynatıcısı olarak aldılar.

     Ortanca kız Teodora, o yortu gününde annesi ve kardeşleriyle birlikte, ne Yeşillerden gördüğü hakâretleri unuttu, ne de Mâvilerden gördüğü âlicenaplığı. Artık âilece bağlı oldukları Yeşiller gönlünde sararıp solarken, Mâviler minnet ve şükran duyguları yeşertmişti içinde.

     Hayatın arenasında, ayı oynatıcılığından hayat kadınlığına kadar her türlü işi yapan Teodora, hemşehrisi Kıbrıslı mitolojik tanrıça Afrodit gibi gönülden gönüle uçtu durdu. Sürekli sevgili değiştirdi.

     Nihâyet, İmparator Justinus’un, o dönemde senatör olan yeğeni Justinianus’un gönlüne girmeyi başardı. Lâkin kanunlar bir senatörün bir hayat kadını ile evlenmesine izin vermiyordu. Yaşlı amcasına baskı yaparak bu kânunu değiştiren Justinianus, Teodora ile evlendi ve amcasının ölümünden sonra tahta çıkarak Bizans’ın yeni imparatoru oldu. Teodora da imparatoriçe... Bizans târihinin en güçlü imparatorlarından biri olan Justinianus, karısı Teodora ile birlikte Bizans’a en parlak dönemini yaşatmıştı. Şimdiki Ayasofya da 5 senede 20.000 işçiye İmparator Justinianus tarafından yaptırılmıştı. Kader, arenalardaki bir ayı oynatıcının kızını Bizans’ın en parlak döneminde imparatoriçe makâmına yükseltiyordu. Fakat Teodora da Justinianus’a bu iyiliğinin karşılığını, zor bir gününde ödemişti.    

     Nika isyânında (30.000 kişinin öldürülmesiyle anca bastırılabilinen bu kanlı olayın daha büyüğü Bizans târihinde görülmemişti) isyancılardan ve ölümden kaçmaya çalışan İmparator Justinianus’un, kaçmasını engelleyen ve muhafız alayını isyâncıların üzerine saldırtarak isyanı bastırmasını sağlayan Theodora idi. Kendisini öylesine kötü bir hayattan kurtarıp imparatoriçe olmasını sağlayan İmparator Justinianus’un tahtının kurtulmasına sebep olarak, minnet borcunu ödemişti yıllar sonra.

     Bataklıkta yetişmiş Teodora, İmparatoriçe olduktan sonra, geçmiş hayatını tamâmen silmek için tevbe etmiş ve Vaniköy’de Tevbekâr Kızlar Manastırını yaptırmıştı. Oradaki korunun ismi de Osmanlı döneminde bile Papaz Korusu idi.

     Bu hafta Bizans zamanındaki Mâviler ve Yeşilleri anlattım. Bunların Osmanlıdaki karşılığı olan Lahanacılar ve Bamyacılar da nasipse haftaya...

                                                                  MAHMUT SAMİ ŞİMŞEK
                                                                                 07-02-2010



BU YAZIYI PAYLAŞ



 Yazan : admin | Okunma : 5197 |        Yorum ( 1 )             
» YAZIYA YAPILMIŞ YORUMLAR
Güzel fotoğraflarla desteklenmiş olduğunuz çok hoş bir yazı olmuş Hocam kaleminize sağlık...
Yazan : rtasdogen | 2/26/2010 7:53:45 PM



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)
Yorum :