Ana Sayfa Haberler Yazılar Videolar Ödevler Oyunlar Dosya Resim Yarışma Forum
 
 » Menü
TARIH
    Inkilap Tarihi
    Atatürkçülük
    Tarih Öncesi ve ilkçag Tar.
    Islam Tarihi
    Genel Tarih Konulari
    Osmanli Tarihi
    Tarihte Kullanilan Takvimler
    Tarih Sözlügü

COGRAFYA
    Cografya Konulari
    Fiziki Cografya
    Beseri ve Ekonomik Cogr.
    Türkiye Cografyasi
    Ülkeler Cografyasi
    Matematik Cografya
    Siyasi Cografya
    Jeoloji
    Ünlü Cografyacilar
    Harita Bilgisi
    Cografi Uygulamalar
    Ülkeleri Canli Seyredin
    Cografya Siteleri
    Illerimizin Fotograflari
    Illerimizin Videolari
    Dünya Haritasi
    Turizm Rehberi

FELSEFE GRUBU
    Felsefe
    Sosyoloji
    Egitim Siteleri
    Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji, Mantik Terimler Sözlügü


» Gezelim-Görelim

» Eğlence Bölümü

» Ödev Arşivi
Tüm derslere ait
geniş ödev arşivi

» Istatistikler
Üyeler
Son Üye : hirasya
Bugün : 0
Dün : 0
Toplam Üye : 7659
Online Üyeler
 Online üye yok..
Sitede Aktif
Üye : 0
Ziyaretçi : 0
Toplam :
Site Sayaci
Iletisim
E-Mail : info@sosyalokulu.com
Online   Kişi

» İçerik İstatistikleri
 Toplam Dosya Sayısı : 235
 Toplam Makale Sayısı : 285
 Toplam Ödev Sayısı : 64
 Toplam Video Sayısı : 238
 Toplam Oyun Sayısı : 449
 Toplam Resim Sayısı : 149
 Toplam Haber Sayısı : 562

Satın Alınan Rüya
» Satın Alınan Rüya

   

Târih sandığında tozlanmış nice esrârengiz rüyâlar var. Genç Osman, gördüğü korkunç rüyâsının tâbirinden şehîd olacağını anlamış, Yavuz Sultan Selim de, hilâfetin ve Haremeyn-i şerifeyn idâresinin hânedân-ı âli osmâna verileceği müjdesini kapuağası Hasan Ağa’nın rüyâsından öğrenmişti.  Cevat Paşa ise, satın aldığı bir rüyâ sâyesinde sadrazam olmuştu. İşte her biri birbirinden garip Osmanlı tarihindeki rüyâlar âleminde bir ân-ı seyyâle…

     

     OSMAN GÂZİ’NİN RÜYÂSI

     Devlet-i Âl-i Osmâniye’nin şanlı sultanı cennetmekân Osman Gazi Han aleyhir-rahmeti vel-ğufrân, Osmanlı Hânedânının Dünyâ hâkimiyetini bir gece rüyâsında şu şekilde görür:

     Osman Gazi bir gece Şeyh Edebâlî’nin zâviyesinde misâfir kalmıştı. Gece, vakit hayli ilerleyince istirahat etmek üzere odasına çekildi. Fakat yatmak üzereyken rafta gözüne ilişen Kur’an-ı Kerim’e saygısından dolayı yatamadı. Uyuyamadı. Kur’an’ı alıp okumaya başladı.

     O gece sabaha kadar Kur’an okudu. Tam 6 saat. Hikmet-i İlâhî, Osman Gazi Han’ın Kur’an’a olan bu saygısından dolayı her okuduğu saate 1 asır lütfedilmiş, hânedânı 6 asır hükümrân olmuştur 7 Cihâna.
Vakit sabah ezanlarına yaklaşmışken, yorgunluk ve uyku da bir hayli bastırmışken, Kur’an elinde, yaslandığı yerde, tatlı bir uykuya daldı Sultan Osman Han.
 
     Uyurken bir rüya gördü. Rüyasında kendisi şeyh Edebâlî’nin yanında yatıyordu. Edebâlînin göğsünden bir hilâl doğdu. Hilâl biraz yükseldikten sonra büyüdü, büyüdü ve dolunay hâline gelince kendisinin göğsüne girdi. Daha sonra göğsünden bir ağaç bitip büyümeye, yükselmeye başladı. Bir çınar ağacıydı bu. Büyüdükçe yeşerdi, güzelleşti. Dallarının gölgesiyle bütün dünyayı kapladı.

     Ulu çınarın gölgesinde dağlar, dağların dibinde pınarlar gördü. Ağacın yanında ise dört sıra dağlar gördü ki bunlar Kafkas, Atlas, Toros ve Balkanlardı. Ağacın köklerinden Dicle, Fırat, Nil ve Tuna çıkıyordu. Bu nehirde koca koca gemiler yüzüyordu. Tarlalar ekin doluydu. Ağaçlar meyve dolu. Dağların tepeleri ormanlarla örtülüydü. Rûy-i Zemîn yemyeşil, âsumân masmâviydi. Vâdilerde şehirler vardı. Şehirlerde camiler arz-ı dîdâr ediyordu. Bunların hepsinin altun kubbelerinde birer hilâl parlıyor, minârelerinde müezzinler ezan okuyordu. Ezan sesleri ağaç dallarındaki kuşların cıvıltısına karışıyordu. Bir ara ulu çınarın yaprakları kılıç gibi uzamaya başladı. Derken bir rüzgâr çıkıp bu yaprakları İstanbul’a doğru çevirdi. Şehir iki denizin ve iki karanın birleştiği yerde iki masmavi fîrûze ile iki yemyeşil zümrüt arasına oturtulmuş pırıl pırıl bir elmas gibiydi. Sanki bütün dünyayı kuşatan geniş bir ülke gibi halkalanan bir yüzüğün kıymetli taşını andırıyordu İstanbul.
 
     Ve nihâyet Osman Gazi Han bu yüzüğü parmağına takıyorken uyandı. Sabah ezanları okunuyordu.

     

      SULTAN 1. AHMET’İN RÜYÂSI
       ( Kadem-i Saadet-i Peygamberî )

     Sultan 1. Ahmet Han tevâfuklar pâdişahı olarak bilinir. 14 yaşında sultan olmuş, 14 yıl saltanat sürmüş, 14’ün iki katı olan 28 yaşında vefat etmiştir. Ve 14. Osmanlı padişahıdır. Fakat bunun yanında bir özelliği daha vardır ki, asıl bilinmesi gereken de işte budur: Peygamber âşığı olması.
 
     Eğer şeyhülislamdan fetvâ alabilseydi, tahrip olmuş Kabe’yi yıktırıp, bir taşı altın bir taşı gümüş olmak üzere yeniden yaptırmak istiyordu. Lâkin Kâbe’yi yeni baştan inşâ etme, oğlu 4. Murat’a nasip olmuştur. Ve bugünkü Kâbe, tamâmen Sultan 4. Murat tarafından yaptırılmıştır.
 
     21 yaşında iken yaptırmaya başladığı Sultan Ahmed Camii 6 minareli olunca, Mescid-i Haram’ın da 6 minareli olduğunu hatırlamış ve Kâbe’ye saygısızlık olmasın diye sermîmârını göndererek Mescid-i Haram’a 7. minâreyi diktirmiştir. Kâbe’nin yanında Rasulullah’a olan saygısı da had safhada olan Sultan 1. Ahmed, Mısır’da Sultan Eşref Kayıtbay Türbesi’nde bulunan Peygamber Efendimiz’in ayak izinin bulunduğu taşı İstanbul’a getirterek Eyüp Sultan Camii’ne koydurmuş, daha sonra da Sultanahmet Camii’nin inşâsı tamamlanınca câmisine nakletmiştir.
Lâkin Nakş-ı Kadem’in Sultanahmet Camii’ne nakledildiği gece bir rüyâ görür. Rüyâsında bütün padişahların toplandığı yüce bir divanda yargılanmaktadır. Yeryüzünde gelmiş geçmiş ne kadar sultan varsa orada. Mahşerî bir kalabalık. Sultan Ahmet sanık sandalyesinde. Dâvâcı koltuğunda ise Eşref Kayıtbay var. Az sonra Kâinatın Efendisi Rasulü Ekrem (as) salona girer. Herkes ayağa kalkar. Rasulullah heybetli bir şekilde kalabalığın arasından ilerler ve hâkim koltuğuna oturur. Sultan Kayıtbay izin alarak konuşmaya başlar. Kadem-i Şerif’i türbesinden alıp, kendi camisine nakleden Sultan Ahmet’ten dâvâcıdır. Rasulü Ekrem (as) tarafları dinledikten sonra, Kadem-i Şerif’in alındığı yere tekrar iâde edilmesine ferman buyururlar, dava kapanır.

     Sultan Ahmet rüyâsını, devrin ulemasına anlatır. Aralarında Aziz Mahmut Hüdâyi gibi dev âlimlerin de bulunduğu heyet, rüyânın bâriz bir şekilde Kadem-i Şerif’in tekrar Sultan Kayıtbay Türbesi’ne iâde edilmesine işâret ettiğini söyleyince Sultan Ahmet Han, mahzun ve mükedder Kadem-i Şerif’i gönderir ve kendini tesellî için Kadem-i Şerif şeklinde bir sorguç yaptırarak önemli günlerde kavuğuna takar. Ayrıca bir tahta üzerine nakşedilen Kadem-i Şerif’in kenarlarına şu dörtlüğü kendi elleriyle yazarak şeyhi Aziz Mahmud Hüdâyi Hz’ne gönderir:

     N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim
     Kadem-i pâkini ol hazreti şâh-ı rusül’ün
     Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir
     Bahtiyâ durma yüzün sür kademine o gülün

     *Bahti, Sultan Ahmed Han’ın mahlasıdır.

     

     SULTAN 2. SELİM’İN RÜYÂSI

     Evliyâ Çelebi’nin anlattığı ilginç hikâyelerden biri de Selimiye Câmii’nin yapılış hikâyesi. Hâdise şöyle: Sultan 2. Selim Kıbrıs’a sefer hazırlıkları içerisindedir. Lala Mustafa Paşa kumandasında bir donanmayı Kıbrıs’ın fethi için gönderir. O günlerde bir rüyâ görür. Rüyâsında Peygamber Efendimiz (as) şöyle buyurur:

— Selim, Kıbrıs’ı fethedince Edirne’me bir câmi yap.
Sultan Selim sorar:

— Ya Rasûlâllah, Edirne’ye mi, Edirne’nize mi?
Peygamber Efendimiz tekrarlar:

— Edirne’me Selim. Edirne’me bir câmi yap.
Sultan Selim heyecanla uyanır. Bunu bir müjde sayarak şükür secdesine kapanır. Zira Peygamber Efendimiz kendisine Kıbrıs fethinin nasip olacağını işâret buyurmuştur bu isteğiyle. Nihâyet fetih gerçekleşir. Fakat o telaş ve sevinçle savaş hengâmesinde Sultan Selim bu rüyâyı unutur. Bir gece rüyâsında tekrar Peygamber Efendimiz’i (as) görür. İki cihan serveri Sultan Selim’e sitemle der ki:
 
— Sen sözünü unuttun.
2. Selim heyecanla kalkar. Ve o günün sabahında derhal mimar başı Koca Sinan’ı çağırarak fermân eder:

— Bre Koca Sinan, gönlümüzün Sultânı’nın fermânıdır. Tez kutlu şehir Edirne’ye Peygamberimiz’i hoşnûd edecek bir cami yapasun.

     Ve Rasûl-ü Ekrem’in sahiplendiği şehr-i Edirne’ye, hem de en mümtaz tepesine, Mimar Sinan’ın şâheseri Sultan Selim devri Devlet-i âliyenin ihtişâmını simgeleyen Selimiye Camii mağrur bir edâ ile kurulur. Mübârek ola...

     

     GENÇ OSMAN’IN RÜYÂSI

     Tâlihsiz pâdişah Genç Osman’ın, devrinde vâkî olan her şey gibi rüyâsı da tam bir kâbus.

     Yeniçeri ocağını kaldırmaktan başka çâre kalmadığını anlayan Genç Osman, yoğun bir şekilde gece-gündüz çalışıyor, yapacağı işleri planlıyordu. O günlerde bir rüyâ gördü Genç Osman. Korkunç bir rüyâ. Rüyasında bir taht üzerinde oturuyor ve Kuranı Kerim okuyordu. Ansızın, Hz Peygamber karşısında belirdi. Padişahın elinden Kuranı sırtından da cübbesini aldı. Sonra bir tokat vurup kendisini yere düşürdü. Padişah, Peygamber Efendimiz’in ayağına kapanıp yalvarmak istemiş, fakat bunu başaramayarak, kan ter içinde uyanmıştı. Dehşete kapılarak, Hocası Ömer Efendiye bu rüyânın tâbirini sordu. Ömer Efendi: Tokat, hacca gitmekte tereddüt etmenizden dolayı bir ihtardır. Rüyânızda Peygamber Efendimiz’in ayağına yüz süremediğiniz için üzülmeyin. İnşaallah, mübârek kabirlerine yüz sürmeniz nasip olur. Padişah, bu tâbirden tatmin olmamıştı. İmamını çağırtarak, Üsküdar’a gönderdi. Aziz Mahmud Hüdâyi Hz. nin fikrini sordurdu.

     Aziz Mahmut Hüdâyi Hz. bir mektupla, şu tâbiri yazarak gönderdi genç pâdişâha: Okuduğunuz Kuran, Allah’ın hükmünü işâret eder ki, ona uymanız lâzımdır. Oturduğunuz taht ise, bedeninizin kaftanıdır. Bu rüyâ, oldukça tehlikeli görünüyor. Allahu â’lem korkunç hâdise yakında vukû bulur. Hemen tevbe ve istiğfâr ile, evliyaullâhın mübârek ve nurlu kabirlerinden yardım talep buyurun, sıkıntılar def olsun.

     Az zaman sonra Aziz Mahmud Hüdâyi Hz. nin tâbiri doğru çıkacak, genç padişah isyancıların elinden kurtulamayarak katledilen ilk Osmanlı sultanı olacaktır.

     

     EVLİYÂ ÇELEBİ’NİN RÜYÂSI

     Pîrimiz Evliyâ Çelebi’nin rüyâsı da kendisi gibi çok latif. Mâlum olunduğu vechile, gördüğü bir rüyâ üzere seyahatlerine başlamış ve meşhur şâheseri Seyahatnâmeyi kaleme almıştı. Rüyâsında, Eminönü Zindankapı’daki Âhî Çelebi Camii’nde İki cihan serveri Rasûlü Ekmelüt-Tehâyâ Fahr-i Kâinât Efendimiz Hz nin arkasında namaz kılar. Camiden çıkarken Peygamber-i Zîşân’ın mübârek ellerini öper ve “Şefâat Yâ Rasûlâllah” diyecekken heyecandan sürç-i lisân ederek “Seyahat Yâ Rasûlâllah” der. Ve Peygamber Efendimiz de hikmet-i İlâhî muktezâsınca söylenen bu söz üzerine “Allah’ım, şefaati, seyahati ve ziyâreti sağlık ve esenlikle kolaylaştır.” Diyerek duâ buyururlar. Artık Evliyâ Çelebi’ye düşen, diyar diyar gezmek ve gezilerini kaydetmektir.

     Hülâsâsını verdiğimiz rüyâsını Evliyâ Çelebi bütün teferruâtıyla Seyahatnâmesinin bidâyetinde anlatır. Mezkûr câminin müezzin mahfelinde Sa’d b. Ebî Vakkas’ın yanında namaz kıldığını, 4 halîfe başta olmak üzere bütün ashâbı kirâmın bu camiye akın akın geldiklerini, Bilâl-i Habeşî ile münâvebeli müezzinlik yaptığını, Peygamber Efendimiz’in sabah namazını kıldırdığını vs… Hattâ her birinin ellerini öperken hissettiği latîf kokuya kadar... Bu kısmı kendisinden dinleyelim:

     Bizzat Hz. Rasûl’ün kokusu safran açılmış gül gibi kokardı. Fakat diğer peygamberlerin elleri ayva gibi kokardı. Hz. Ebu Bekir’in kavun gibi, Hz. Ömer’in amber, Hz. Osman’ın menekşe, Hz. Ali’nin yâsemin, Hz. Hasan’ın karanfil, Hz. Hüseyin’in beyaz gül yaprağı gibi kokardı mübârek elleri.
 
…Nihâyet Resûlü Ekrem: “Esselâmü aleyküm ey kardeşlerim” deyip camiden dışarı çıkınca bütün Sahabe-i kiram hakîre türlü türlü hayır dua ettiler ve camiden çıkıp gittiler. Hemen Sa’d b. Ebi Vakkas belinden sadağını çıkarıp hakîrin beline kuşatarak tekbir edip, “Yürü ok ve yay ile gaza eyle, Allah'ın koruması ve emniyetinde ol, müjde olsun sana bu mecliste ne kadar ruhlar ile görüşüp mübarek ellerini öptünse hepsini ziyaret etmek nasip olup dünya seyyahı ve insanların seçkini olursun, ama gezip dolaştığın memleketleri, kaleleri, acâip ve garip eserleri, her beldenin övüleceklerini, sanatlarını, yiyecek ve içeceklerini, arz ve tûllarını (paralel ve meridyenlerini) yazıp bir eser eyle ve benim silahımla amel edip dünya ve âhiret oğlum ol. Hak yolu elden koma, hile ve kötülüklerden uzak dur, ekmek ve tuz hakkın gözet, sadık dost ol, yaramazlarla dost olma, iyilerden iyilik öğren” diye öğütler verip alnımdan öperek Âhi Çelebi Camii'nden dışarı çıkıp gittiler. Hakîr şaşırıp uykudan uyandım.”

     Rüyâ burada bitiyor. Evliyâ Çelebi’nin kelâmı da. Aslında Çelebimizin söyleyecekleri bu rüyâdan sonra başlıyor. Âhî Çelebi Camiinde görülen bir rüyâ, Evliyâ Çelebiyi ortaya çıkarıyor. Bir sürç-i lisan târihimize bir seyyah ve bir de seyahatnâme kazandırıyor. Ne diyelim. Büyük adammış vesselâm…

    

     SADRAZAMLIK RÜYÂSI

     Bâzı rüyâlar da vardır ki izah-ı aklen kâbil değildir. İşte böyle ilginç rüyâlardan biri de Sadrazam Cevat Paşa’ya âit.

     Sultan 2. Abdülhamit Han’ın sadrazamlarından Cevat Paşa küçük yaşta hem öksüz hem yetim kalmıştı. Aksaray’da bağlandığı bir Şeyhin dergâhına her cuma gider, ilmen ve manen o şeyhten müstefid olmaya çalışırdı.

     Yine bir gün şeyhini ziyarete gittiği sırada dergâha, kendisinin demirci olduğunu söyleyen bir çingene gelir. Ve gördüğü bir rüyayı anlatarak şeyhten tabirini ister. Şeyh hazretleri, bu sırada 11 yaşlarında olan Cevat’a dönerek:

—İki mecidiyen var mı Cevat?"
diye sorar. Cevat, iki mecidiyeyi şeyhine uzatır. Bunun üzerine şeyh, çingeneye:

—Rüyanı iki mecidiyeye bu çocuğa satar mısın?" deyince çingene kabul eder ve sevinçle parayı alıp dergâhtan çıkar. Çingene gidince şeyh:

—Bu rüya sadrazamlık rüyasıdır. O yüzden henüz rüyanın sahibi o iken rüyayı tabir etmedim. Çingeneleri de sadrazam yapacak değiliz ya..." der ve Cevat’a dönerek:

—Evladım, satın aldığın rüya sadrazamlık rüyasıdır. Bir gün Yüce Allah nasip eder de sadrazam olursun devlet-i âliyeye inşeallah..."

     Nitekim Cevat Paşa, çok kısa bir zamanda, henüz 40 yaşlarında iken Sultan 2. Abdülhamit Han zamanı devletlerinde sadrazam olmakla pâyidâr olur.

                                                   MAHMUT SAMİ ŞİMŞEK
                                                                   1-3-2010



BU YAZIYI PAYLAŞ



 Yazan : admin | Okunma : 7082 |        Yorum ( 0 )             
» YAZIYA YAPILMIŞ YORUMLAR
Henüz Yorum Yazilmamis.
Siz birtane yazin..


Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)
Yorum :