Ana Sayfa Haberler Yazılar Videolar Ödevler Oyunlar Dosya Resim Yarışma Forum
 
 » Menü
TARIH
    Inkilap Tarihi
    Atatürkçülük
    Tarih Öncesi ve ilkçag Tar.
    Islam Tarihi
    Genel Tarih Konulari
    Osmanli Tarihi
    Tarihte Kullanilan Takvimler
    Tarih Sözlügü

COGRAFYA
    Cografya Konulari
    Fiziki Cografya
    Beseri ve Ekonomik Cogr.
    Türkiye Cografyasi
    Ülkeler Cografyasi
    Matematik Cografya
    Siyasi Cografya
    Jeoloji
    Ünlü Cografyacilar
    Harita Bilgisi
    Cografi Uygulamalar
    Ülkeleri Canli Seyredin
    Cografya Siteleri
    Illerimizin Fotograflari
    Illerimizin Videolari
    Dünya Haritasi
    Turizm Rehberi

FELSEFE GRUBU
    Felsefe
    Sosyoloji
    Egitim Siteleri
    Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji, Mantik Terimler Sözlügü


» Gezelim-Görelim

» Eğlence Bölümü

» Ödev Arşivi
Tüm derslere ait
geniş ödev arşivi

» Istatistikler
Üyeler
Son Üye : hirasya
Bugün : 0
Dün : 0
Toplam Üye : 7659
Online Üyeler
 Online üye yok..
Sitede Aktif
Üye : 0
Ziyaretçi : 0
Toplam :
Site Sayaci
Iletisim
E-Mail : info@sosyalokulu.com
Online   Kişi

» İçerik İstatistikleri
 Toplam Dosya Sayısı : 235
 Toplam Makale Sayısı : 285
 Toplam Ödev Sayısı : 64
 Toplam Video Sayısı : 238
 Toplam Oyun Sayısı : 449
 Toplam Resim Sayısı : 149
 Toplam Haber Sayısı : 562

Peygamberimizin Bedenini Kaçırma Teşebbüsü
» Peygamberimizin Bedenini Kaçırma Teşebbüsü

Elçisine, “Allah seni insanlardan koruyacaktır” buyuran Yüce Allah, Peygamber Efendimiz’i hayatta iken insanların kötülüklerinden koruduğu gibi vefâtından sonra da korumuştur. Kıyâmete kadar da koruyacaktır.

     RASÛLÜLLAH’IN VEFÂTI

     Peygamber Efendimiz, hanımı Hz. Âişe’nin evinde vefât etmişti. Vefât ettiğinde yaşı hicrî takvimle 63, mîlâdî takvimle 61 idi. “Hiçbir peygamber, kendi istemediği yerde vefât etmez” buyurduğu için de, yattığı hasırın altı kazılıp oraya defnedildi.

     Hz. Ali, Fadl bin Abbas ve Üsâme bin Zeyd Peygamberimizin bedenini yıkadılar. Hz. Ali tek başına Rasûlüllah’ın huzûrunda cenâze namazını kılıp mescide çıkmış ve sahâbeye şöyle seslenmişti:

     “Rasûlüllah, sağlığında olduğu gibi vefâtında da bizim imamımızdır. Gruplar hâlinde huzûruna çıkın ve imamsız olarak namazını kılın. Yüce Allah hiçbir peygamberin canını, râzı olmadığı bir yerde almamıştır. Ben O’nu vefât ettiği odasına defnedeceğim.”

     Zâten Hz. Ali gelmeden önce mescidde bu mevzû tartışılıyordu. Rasûlüllahın cenâze namazını kim kıldıracak? Mezarı nerede olacak?

     Sahâbiler, Hz. Ali’nin bu sözleri üzerine sırayla Rasûlüllah’ın odasına girip cenâze namazını kıldılar. Daha sonra Ebû Talha Zeyd bin Sehl hücre-i saâdete girerek, Peygamber Efendimiz’in vefât ettiği hasırın altını kazdı. Hz. Ali, Fadl bin Abbas, Üsâme bin Zeyd ve Evs bin Havlî Rasûlüllah’ı defnettiler.

     HZ. ÂİŞE’NİN ODASI

     Esâsen burası Hz. Âişe’nin odasıydı. Rasûlüllah’ın vefâtından sonra da Hz. Âişe bu odada kalmaya devâm etti. Babası, Halîfe Hz. Ebû Bekir vefât edince O’nu da aynı odaya, Rasûlüllah’ın omuzları hizâsına başı gelecek şekilde defnettiler. Hz. Âişe hâlâ odasında kalmaya devâm etti. Halîfe Hz. Ömer de vefât edince ( şehit olunca ) oğlu Abdullah’ı Hz. Âişe’ye gönderip o odaya defnedilmek için izin istemişti. Hz. Âişe: “Ben esâsen orayı kendim için ayırmıştım. Fakat mâdem ki Emîrü’l-mü’minîn böyle istiyor, O’nun istediği olsun.” diyerek izin verince Hz. Ömer de Hz. Ebû Bekir’in omuzları hizâsına defnedilmişti. Bundan sonra da Hz. Âişe hâlâ odasının bir köşesinde kalmaya devâm etti. Lâkin mezarlarla arasına bir perde çekmişti. Sebebini soranlara da:

     —Rasûlüllah kocam, Ebû Bekir babam, Ömer ise benim için nâmahremdir. O yüzden perde çektim buyurmuştu.

     Rasûlüllah’ın merkad-i şeriflerini ziyâret edenler, şifâ ve bereket umuduyla kabr-i şeriften toprak almaya başlayınca Hz. Âişe bu üç mezarın etrâfını dört duvarla çevirdi. Abbâsiler zamanında Mescid-i Nebevî’de çıkan yangında Hz. Âişe’nin bu ördürdüğü duvarlar sâyesinde yangın Efendimiz ve iki halîfesinin mezarlarına ulaşamadı. Daha sonra Emevî Halîfesi Ömer bin Abdülaziz duvarları yeniden yaptırıp Kâbe’ye benzemesin diye beşgen bir duvarla da çevirdi. Zîrâ Mescid-i Nebevî genişleyince Rasûlüllah’ın türbesi kıble tarafında kalmıştı.

     ÖNCE MÂVİ, SONRA YEŞİL KUBBE

     Memluklar döneminde Mısır Sultanı Eşref Kayıtbay, Hz. Âişe’nin eviyle hemen yanındaki Hz. Fâtımâ’nın evini içine alacak şekilde camekânla çevirdi. İkinci yangından sonra da Peygamber Efendimiz’in mezarına mâvi kubbeli bir türbe yaptırdı. Osmanlı Sultanı 2. Mahmut’a kadar bu mâvi kubbe kaldı.

     Sultan 2. Mahmut, Mescid-i Nebevî’yi yeni baştan tâmir ederken, Rasûlüllâh’ın türbesindeki bu mâvi kubbeyi tamâmen yıktırıp, yeni ve sağlam bir kubbe yaptırdı ve bu yeni kubbeyi koyu yeşile boyattı. O gün bugündür ismi “Yeşil Kubbe” ( Kubbe-i Hadrâ ) olan bu türbe Sultan 2. Mahmut’un eseridir ve günümüze kadar hiç değişmeden gelmiştir. Bu tâmirât sırasında Sultan 2. Mahmut, Selçuklu Sultanı Nureddin Mahmut Zengi zamânında vukû bulan Rasûlüllah’ın bedenini çalma teşebbüsünün tekerrür etmemesi için kabr-i şerîfin etrâfına derin bir hendek kazdırıp, içine kurşun döktürerek doldurmuştu. Onun da etrafını taşlarla ördürdü.

     Bu korkunç hâdise şöyle oldu:

     PEYGAMBERİMİZİN BEDENİNİ KAÇIRMA TEŞEBBÜSÜ

     Haçlılara karşı başarılı savaşlar yapan İslâm dünyâsının parlak sîmâsı Selçuklu Atabeyi Nûreddin Mahmut Zengi Aksungur dönemi. Hristiyanlar, Peygamber Efendimiz’in mübârek bedenini mezarından kaçırıp Avrupa’ya götürmek ve Müslümanları zor durumda bırakmak maksadıyla iki kişiyi görevlendirdiler. Senelerce İslâmî eğitim alan bu iki kişiye lâzım olacak her türlü İslâmî bilgi öğretildi, ezberletildi. Bu şahıslar, Müslüman kıyafetiyle güyâ hac yapmak için yola çıktılar. Peygamber Efendimiz’i ziyâret etmek bahânesiyle de Medine’ye gelip, Mescid-i Nebevî’nin kıble tarafında, Peygamberimizin kabr-i şeriflerine en yakın evi kirâladılar.

     Öyle dindar, öyle müttakî gösteriyorlardı ki kendilerini, her namaz vaktinde mescide hazır bulunuyor, Peygamberimiz’in türbesini ziyâret ediyorlar, her sabah Bâkî Kabristanı’na, her cumartesi de Kuba Mescidi’ne gidiyorlardı. Fakirlere yaptıkları cömertçe yardımlarla da Medinelilerin güvenini kazanan bu iki şeytan, Peygamberimizin bedenini kaçırmak için geceleri durmak dinlenmek bilmeden, oturdukları evden Rasûlüllah’ın kabrine doğru gizlice tünel kazmaya başladılar. Tünelden çıkan toprakları da ceplerine doldurup, kabirleri ziyâret bahânesiyle Cennetü’l-Bâkî Mezarlığı’na döküyorlardı. Uykusuz gecelerde sabahlara kadar durup dinlenmeden kazarak Peygamberimizin türbesine kadar getirdiler tüneli. Halkın hiçbir şeyden haberi olmadığı gibi, ortada şüphe edilecek hiçbir iz de yoktu. Tünel ilerliyordu. Halk bunu bilmiyordu. Nihâyet tünel Peygamberimizin mezarının yanına geldi ki…

     YÜCE ALLAH, PEYGAMBERİNİ KORUYOR

     O gece Şam’da Selçuklu Atabeyi Mahmut Zengi bir rüyâ gördü. Teheccüd namazını kılıp yeni yatmıştı. Rüyâsında Rasûlü Ekrem zuhûr etti. Yanında iki sarışın adam vardı. Rasûlüllah kendisine bu iki sarışın adamı göstererek:

     —Mahmut! Beni şu iki adamdan kurtar.

Buyurdular. Sultan Mahmut endişeyle uyandı. Kalkıp abdest aldı, iki rekat namaz kıldı. “Hayırdır inşallah” diyerek tekrar yattı. Uykuya dalar dalmaz Rasûlüllah tekrar karşısında belirdi. Ve yine iki sarışın adamı göstererek:

     —Mahmut! Beni şu iki adamdan kurtar.

Buyurdular. Mahmut Zengi tekrar uyandı korkuyla. Yine gidip abdest aldı. İki rekât namaz kıldı ve yine “Hayırdır inşallah” deyip yattı. Aynı rüyâyı aynı gece üçüncü defâ görünce gece yarısı vezirini çağırıp rüyâsını anlattı ona. Vezir Cemâleddin Mevsılî, rüyâyı yorumlarken “Burada Rasûlüllah’ın emri var. Medine’ye gitmeniz gerekiyor Sultanım. İşin hakîkatını orada anlarız” deyince, Sultan Mahmut kimseye duyurmadan, yanında veziri ve 20 süvâri ile birlikte Şam’dan Medine’ye doğru yola çıktı. Gece gündüz yol alıp 16 günde Medine’ye geldiler. Yanlarında Medine halkına dağıtmak için hediyeler de getirmişlerdi. Sultan Mahmut abdest alıp Mescid-i Nebevî’ye girerek iki rekât namaz kıldı. Ve Peygamber Efendimiz’i ziyâret etti. Daha sonra Vezir Cemâleddin halka seslendi:

     —Sultanımız Peygamber Efendimiz’i ziyârete geldiler. Siz Peygamberimizin hemşehrilerine de hediyeler getirdiler. Şimdi tüm Medînelilerin isimlerini yazın ve bu listeye göre sultanımızın huzûruna çıkıp hediyenizi alın.

     İKİ SARI ÇİYAN

     Vezirin bu çağrısı üzerine Medinelilerin isimleri yazıldı ve bu isim listesine göre herkes gelip sırayla Sultan Mahmut’un huzûruna çıkıyor, hediyesini alan gidiyordu. Bu esnâda Sultan Mahmut gelenlerin yüzüne dikkatle bakıyor, rüyâda gördüğü o iki sarışın adamı arıyordu. Nihâyet liste tamamlandı. Herkes sultanın elinden hediyesini almıştı lâkin Sultan Mahmut, rüyâsında gördüğü iki kişiyi gelenlerin arasında göremedi. Halka: “Hediyesini almayan kimse kaldı mı?” diye sordu. “Hayır” dediler. “Lâkin Endülüs’ten gelen iki kişi var ki onlar Mescid-i Nebevî nin yakınında bir evde kalıyorlar. İbâdetten başka hiçbir şeyle meşgul olmaz, kimseden de hiçbir şey almazlar. Hattâ herkese cumâ günleri sadaka dağıtırlar.” Sultan Mahmut onların da çağırılmasını emretti. Az sonra iki kişi geldi. Sultanın huzûruna girdiler. Sultan Mahmut onları görünce irkildi. Karşısında, rüyâsında gördüğü, Rasûlüllah’ın şikâyet ettiği o iki sarışın adam duruyordu. Sultan biraz şaşkınlıktan sonra kendisini toparlayıp “Nereli olduklarını ve nerede kaldıklarını” sordu. “Endülüslüyüz, dediler. Hac için geldik ve bu seneyi Peygamberimizin yanında geçirmek istedik. Mescidin yakınında bir evde kalıyoruz.” Sultan Mahmut, kaldıkları yeri görmek istediğini söyleyince berâberce gittiler.

     İlk bakışta evlerinde aykırı bir şey görünmüyordu. Süslü kitaplar, değerli eşyâlar vardı evde. Mahmut Zengi odayı dolaştı. Yerdeki hasırı kaldırınca altında tahta bir kapak gördü. Onun da altında bir tünel ve bir dehliz. Tünel, Peygamberimizin kabrine kadar uzuyordu. Bunu gören halk, şaşkınlık ve mahcûbiyetle karışık sultanın yüzüne bakıyor, sonucu merak ediyorlardı.

     Sultan Mahmut bu iki kişiyi sorguya çekti. Onlar da, gerçekte Müslüman olmadıklarını itiraf ettikten sonra niyetlerini anlatmaya başladılar:

     —Biz, Peygamberinizin bedenini buradan kaçırıp ülkemize götürmek üzere görevlendirildik. Senelerce eğitim alıp İslâm dini hakkında lâzım olan her şeyi öğrendik ve ezberledik. Derviş kıyâfetine bürünerek halkı kandırdıktan ve samîmi birer Müslüman olduğumuza inandırdıktan sonra Mescidin yanındaki bu eve yerleştik. Geceleri tünel kazıyor, çıkan toprakları da ceplerimize doldurup, her sabah Cennetül-Bâkî mezarlığını ziyâret ederek kumları boşaltıyorduk. Tünelde Peygamberin kabrine iyice yaklaştığımız gece, gök gürültüsü ve şimşekler öyle bir sarsıntı meydana getirdi ki, sanki dağlar yerinden oynadı. O gece öyle korktuk ki, tünel hattâ tüm şehir başımıza yıkılıyor sandık. Sabahleyin de sizin geldiğinizi öğrendik.

     Sultan Mahmut, suçlarını îtirâf eden bu iki kâfiri îdâm etti. Ve peygamberimizin kabrinin etrâfına derin bir hendek kazdırdı. Sonra bu hendeği eritilmiş kurşunla doldurttu. Böylece Peygamber Efendimiz’in merkad-i şerifleri çepeçevre kurşunla muhâfaza altına alınmış oldu. İki kâfirin kazdığı tünel de kapatıldı. Bu hâdise 1162 yılında vukû bulmuştu.

     İKİ SULTAN MAHMUT’UN PEYGAMBERİMİZİ KORUMA GAYRETLERİ

     Asırlar sonra Osmanlı Sultanı 2. Mahmut Han, Peygamber Efendimiz’in mescidini ve türbesini yeniden yaptırırken, merkad-i şerifin etrâfını kazdırmış, Selçuklu atabeyi Sultan mahmut’un kazdırdığı hendeği daha da genişletip derinleştirerek yeniden kurşunla doldurmuştu. Böylece Selçuklu Sultanı Mahmut Zengi’nin kurşunla doldurduğu hendek, Osmanlı Sultanı 2. Mahmut Han’ın doldurduğu hendekle iki kat büyümüş, Efendimiz’in mukaddes bedeni iki kat koruma altına alınmıştı. 

                                                  MAHMUT SAMİ ŞİMŞEK
                                                            29 Mart 2010



BU YAZIYI PAYLAŞ



 Yazan : admin | Okunma : 10579 |        Yorum ( 1 )             
» YAZIYA YAPILMIŞ YORUMLAR
Kaleminize sağlık Hocam , istifadeli bir yazı olmuş....
Yazan : rtasdogen | 4/17/2010 6:19:46 PM



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)
Yorum :