Ana Sayfa Haberler Yazılar Videolar Ödevler Oyunlar Dosya Resim Yarışma Forum
 
 » Menü
TARIH
    Inkilap Tarihi
    Atatürkçülük
    Tarih Öncesi ve ilkçag Tar.
    Islam Tarihi
    Genel Tarih Konulari
    Osmanli Tarihi
    Tarihte Kullanilan Takvimler
    Tarih Sözlügü

COGRAFYA
    Cografya Konulari
    Fiziki Cografya
    Beseri ve Ekonomik Cogr.
    Türkiye Cografyasi
    Ülkeler Cografyasi
    Matematik Cografya
    Siyasi Cografya
    Jeoloji
    Ünlü Cografyacilar
    Harita Bilgisi
    Cografi Uygulamalar
    Ülkeleri Canli Seyredin
    Cografya Siteleri
    Illerimizin Fotograflari
    Illerimizin Videolari
    Dünya Haritasi
    Turizm Rehberi

FELSEFE GRUBU
    Felsefe
    Sosyoloji
    Egitim Siteleri
    Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji, Mantik Terimler Sözlügü


» Gezelim-Görelim

» Eğlence Bölümü

» Ödev Arşivi
Tüm derslere ait
geniş ödev arşivi

» Istatistikler
Üyeler
Son Üye : sunyeong
Bugün : 0
Dün : 1
Toplam Üye : 7634
Online Üyeler
 Online üye yok..
Sitede Aktif
Üye : 0
Ziyaretçi : 0
Toplam :
Site Sayaci
Iletisim
E-Mail : info@sosyalokulu.com
Online   Kişi

» İçerik İstatistikleri
 Toplam Dosya Sayısı : 235
 Toplam Makale Sayısı : 285
 Toplam Ödev Sayısı : 64
 Toplam Video Sayısı : 238
 Toplam Oyun Sayısı : 449
 Toplam Resim Sayısı : 149
 Toplam Haber Sayısı : 562

34 Yılda 1552 Eseri olan Sultan
» 34 Yılda 1552 Eseri olan Sultan

 
Sultan Abdülhamid Hân’ın hüküm sürdüğü Osmanlı topraklarında şu an, Türkiye dışında 19 bağımsız ülke mevcut. Yani Sultan Hamid şimdiki, Türkiye dâhil toplam 20 ülkeyi tek başına yöneten bir hükümdar idi. Ve 34 yıllık saltanâtından geriye tam 1552 eser kaldı.

  1552 adet eser sayabilir misiniz. Eserleri bırakalım, sadece 1552 ye kadar sayın, bu rakamın ne kadar büyük bir rakam olduğunu göreceksiniz. Ya geriye bu kadar eser bırakmış olan sultanın büyüklüğü…

  27 Nisan 1909 Sultan 2. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinin yıldönümü. Bu hafta Sultan Hamid’in hal’ini, 31 Mart vak’asını falan anlatmak yerine, o yüce hükümdardan geriye neler kalmış, ne gibi eserler bırakmış, onları anlatmak istedim.

 

     İSTANBUL’UN İKİNCİ FÂTİHİ

Osmanlının en kudretli sultanlarından biri olan Sultan Abdülhamid Han, 34. pâdişahtır. 34 yaşında pâdişah oldu. Mîlâdî değil ama hicrî takvimle 34 yıl saltanat sürdü.

  7 tepeli İstanbul’u fetheden 7. Osmanlı pâdişâhı Fâtih Sultan Mehmet Han’dan sonra İstanbul’un 2. fâtihi diyebileceğimiz Sultan Abdülhamid Han… Tahttan indirilip de Selânik’e sürgüne gönderildiğinde ve arkasından Balkan savaşları çıkma arifesinde apar topar götürüldüğü gibi yine apar topar İstanbul’a getirildiği dönemlerde bile başta pâyitaht İstanbul olmak üzere, ülkesinin menfaatlerini, nasıl kendi menfaatlerinin önünde tuttuğunu, kerîmesi Ayşe Sultan’ın “Babam Sultan Abdülhamid” isimli hâtırâ kitabından ve kendi hâtırâlarından öğreniyoruz.

 

     1. Dünya savaşı öncesi devrik pâdişah olarak Beylerbeyi Sarayı’nda gözaltında tutulduğu dönemde, karşı sâhillerdeki Dolmabahçe Sarayı’ndan gelen, Sultan Reşad’ın fermânını dinleyip, O’nu fikrinden vazgeçirmeseydi İstanbul Osmanlı’nın elinden çıkacaktı belkide. Zîrâ fermanda Sultan Reşad, kendisinin Konya’ya, Sultan Hamid’in de Bursa’ya gitmesi gerektiğini, İstanbul’un tehlikede olduğunu söylüyordu. Sultan Hamid, birâderinin bu fermânına şu meâlde bir cevap yazmıştı:

   “Birâderim Sultan Reşad Hazretleri, tehlike altında olan vatan topraklarını terk ediverme âdetini kimden öğrenmiş acabâ. Son Bizans imparatoru dahi, ülkesini terk etmemiş, savaşarak ölmüştü. Balkan harbi çıktığında Selânik’i terk etmek de yanlıştı. Eğer ecdâdımız da böyle davransaydı, biz hâlâ Domaniç Yaylası’nda koyun otlatıyor olurduk.”

  Sultan Reşad, bu cevap üzerine devrik pâdişâhı haklı bulup, pâyitaht İstanbul’u ölene kadar savunmaya iknâ olmuştu. İşte Sultan Hamid’e İstanbul’un 2. fâtihi dememize sebep olan hâdise böyle. Eğer Sultan Abdülhamid Han tahttan indirilmeseydi, Osmanlı Devleti ne Balkan harbi felâketine, ne de 1. Dünya savaşı fâciâsına sürüklenirdi.

 

     BİTMEZ TÜKENMEZ MESELELER

   Hicrî takvimle 34 yıllık saltanâtı boyunca en çetrefil hâdiselerle uğraşmak zorunda kalan Sultan Hamid Han, tahta çıkar çıkmaz, bütün gücüyle engel olmaya çalıştığı 1877-78 Rus Harbine girmek zorunda kalmıştı. 93 Harbi diye bilinen bu savaşta ( Rûmî takvime göre 1293 yılına denk geldiğinden Osmanlı tarihinde 93 Harbi olarak bilinir ) mağlûp olan Osmanlı Devleti, bu büyük belâdan sonra arka arkaya fâsılasız bir yığın felâketle boğuştu yıllar boyu. Batının, Osmanlının başına açtığı gâileler bitmek bilmiyordu. Tunus meselesi, Mısır meselesi, Ermeni meselesi, Girit meselesi, Midilli meselesi, Makedonya meselesi, Yemen meselesi, Vahhâbiler meselesi, Akabe meselesi, Kuveyt meselesi Yunanistan’la yapılan Dömeke Savaşı gibi, biri bitmeden diğeri başlayan bir yığın dış belâ ile uğraşmak zorunda kalan Sultan Hamid, içeriden de jöntürkler, İttihat-Terakkî ve meşrûtiyet sevdâlılarının başına açtığı bitmez tükenmez gâileyle uğraşmak zorunda kalmıştı. Bütün bunların yanında borç içinde kıvranan, mâlî durumu perişan bir devletin başına geçmiş olan pâdişah, duyûn-i umûmiye denilen dış borçlarla da mücâdele ediyordu. Amcası Sultan Aziz’in hal’i için yapılan masrafları dahi borç alıp, Sultan Hamid’e ödettiren bir kadro da etrâfında, tıpkı suikastle öldürdükleri pâdişah gibi bu yeni pâdişâhın da tahtını devirmenin planlarını yapıyorlardı. İşte bu tâlihsiz fakat kudretli sultanın saltanâtı zorluklarla mücâdele içinde geçti.   

 

     PÂDİŞAH KENDİ CEBİNDEN HARCIYOR

  Onca zorluğa rağmen, yaptırdığı eserlerin de haddi hesâbı yoktur. Necip Fâzıl, Ulu Hâkan isimli kitabında bu eserleri şu şekilde sayar:

  “ Bugün üniversite kütüphanesinde apaçık yatmakta olan ‘Defter-i Mesarifat-ı Hümayun’ a göre:

  Sultan 2. Abdülhamid, hükümdarlığının 25. yılında, Kise-i Hümayun’dan millî tesislere tam 72 milyon 780 bin 129 altın sarf etmiştir. Evet, Sultan 2. Abdülhamid bu parayı, Kise-i Hümayunu’ndan yani şahsî parasından ve gelirinden çeyrek asır içinde Türk Milleti uğruna harcamış ve millî tesisler halinde tam 1552 parça hayır ve irfan binâsı yükseltmiştir. Bunlar cami, mektep, medrese, hastane, fabrika, tezgâh, bakım ve terbiye evi halinde tam 1552 adet tesistir. Bazılarını sayalım;

 

     TAM 1552 ESER

  Haydarpaşa’da ne kadar millî ve resmî tesis varsa hepsi O’nun. Lise binâsı, hastâneler, baytar mektebi, mendirek vs.

Yıldız üstündeki bütün binâlar, kışlalar vs.

     Çapa mektepleri, Gurebâ hastânesinin ilâve pavyonları, Hamidiye Etfal hastânesi, bugün hâlâ bütün İstanbul’u ihyâ etmeye devâm eden Hamidiye çeşmeleri…

Üsküdar’da Şabanağa Tekkesi civârındaki mektep ve binâları, Beykoz cam fabrikası, Sultanahmet sanâyi mektebi, Yüksek ticâret mektebi binâsı, Küçükçekmece kibrit fabrikası, Hereke dokuma fabrikası, Yıldız çini fabrikası, İzmir, Bursa, Diyarbakır, Sinop, Konya vs sanayi mektepleri, İzmit, Adana vs de Hamidiye köyleri, koskoca Tıbbiye ve Mülkiye mektepleri, mühendishâne ilâveleri.

     Her vilâyette okullar, hastâneler, yollar, çeşmeler... Viyana’dan başka bir yerde, bir eşi bulunmayan modern bir tıp fakültesi… Ayrıca hicrî takvimle 1293 te Mektebi Mülkiye, 1297 de Hukuk fakültesi ve Divân-ı Muhasebatı (Sayıştay) ve Beyoğlu Kadın Hastanesi, 1299 da Güzel Sanatlar Akademisi, 1300 de Yüksek Ticaret Mektebi, 1301 de Yüksek Mühendis Mektebi ve yatılı kız lisesi, 1308 de Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi, Kâğıthane’de Poligon… 1303 te Terkos suyunu İstanbul’a getirdi. 1307 de Bursa İpekçilik Mektebi, 1309 da Bursa demiryolu ve Aşiret Mektebi, 1310 da Üsküdar Lisesi, Rüştiye mektepleri ve yeni PTT binâsı, Osmanlı Bankası, Yafa-Kudüs-Ankara demiryolu, Hamidiye kâğıt fabrikası, Kadıköy havagazı fabrikası, 1311de Osmanlı Sigorta şirketi, Küçüksu Barajı ve Manastır-Selanik Demiryolu, 1312 de Hamidiye Yüksek Ticaret Mektebi ve Galata Tophane rıhtımı, Dolmabahçe saat kulesi, 1313 te Beyrut-Şam demiryolu, Dârülaceze binâsı, mum fabrikası, Afyon-Kargu demiryolu, Sakız limanı, şimdiki İstanbul Erkek lisesi binâsı, İstanbul-Selânik demiryolu, Bakırköy Akıl Hastânesi, 1315 te Selânik rıhtımı, Şam-Halep demiryolu ve Şifâ hastânesi. 1316 da Şişli Hamidiye Etfal Hastânesi, 1318 de Medine-i Münevvere’ye kadar telgraf hattı, 1320 de Hamidiye-Hicaz demiryolu, Kâğıthane’de Hamidiye İçme suyu, Haydarpaşa rıhtımı, Modern Arama Mektebi, Şam’da Tıbbiye-i Mülkiye. 1322 de Dilsiz ve sağırlar okulu, Bingazi’ye telgraf hattı, 1323 te Yıldız Sarayı ve önündeki Hamidiye Cami-i Şerîfi, İstanbul-Köstence kablo hattı. Haydarpaşa istasyon binâsı…

     Saymakla bitecek gibi değil… Her şey O’nun eseri.”

     “Sânî-i Bânî-i Devlet” unvânı, Sultan 3. Mustafa için söylenmişse de aynı unvânı Sultan 2. Abdülhamid için de rahatlıkla söyleyebiliriz

     Sultan Hamid’in “Cisr-i Hamîdî” adı verilen, İstanbul Boğazı’nda yaptırmak istediği 2 Hamîdiye Köprüsü ve Amerikalı mühendis Frederik E. Strom’a hazırlattığı tüp geçit projesini de haftaya anlatacağım nasipse.

 MAHMUT SAMİ ŞİMŞEK  / 18 Nisan 2010



BU YAZIYI PAYLAŞ



 Yazan : admin | Okunma : 3160 |        Yorum ( 0 )             
» YAZIYA YAPILMIŞ YORUMLAR
Henüz Yorum Yazilmamis.
Siz birtane yazin..


Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)
Yorum :