Ana Sayfa Haberler Yazılar Videolar Ödevler Oyunlar Dosya Resim Yarışma Forum
 
 » Menü
TARIH
    Inkilap Tarihi
    Atatürkçülük
    Tarih Öncesi ve ilkçag Tar.
    Islam Tarihi
    Genel Tarih Konulari
    Osmanli Tarihi
    Tarihte Kullanilan Takvimler
    Tarih Sözlügü

COGRAFYA
    Cografya Konulari
    Fiziki Cografya
    Beseri ve Ekonomik Cogr.
    Türkiye Cografyasi
    Ülkeler Cografyasi
    Matematik Cografya
    Siyasi Cografya
    Jeoloji
    Ünlü Cografyacilar
    Harita Bilgisi
    Cografi Uygulamalar
    Ülkeleri Canli Seyredin
    Cografya Siteleri
    Illerimizin Fotograflari
    Illerimizin Videolari
    Dünya Haritasi
    Turizm Rehberi

FELSEFE GRUBU
    Felsefe
    Sosyoloji
    Egitim Siteleri
    Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji, Mantik Terimler Sözlügü


» Gezelim-Görelim

» Eğlence Bölümü

» Ödev Arşivi
Tüm derslere ait
geniş ödev arşivi

» Istatistikler
Üyeler
Son Üye : nidagül
Bugün : 0
Dün : 0
Toplam Üye : 7652
Online Üyeler
 Online üye yok..
Sitede Aktif
Üye : 0
Ziyaretçi : 0
Toplam :
Site Sayaci
Iletisim
E-Mail : info@sosyalokulu.com
Online   Kişi

» İçerik İstatistikleri
 Toplam Dosya Sayısı : 235
 Toplam Makale Sayısı : 285
 Toplam Ödev Sayısı : 64
 Toplam Video Sayısı : 238
 Toplam Oyun Sayısı : 449
 Toplam Resim Sayısı : 149
 Toplam Haber Sayısı : 562

Kutsal Emanetler istanbul'a Geliyor
» Kutsal Emanetler istanbul'a Geliyor

 

İçeri girdiğinizde evvelâ lâhutî bir Kur’an sesi dolduruyor kulakları. Gözler ışıl ışıl camekânlar içinde sergilenen emânât-ı mukaddese ile aydınlanıyor. Çiniler ve kalem işleriyle süslü duvarlarda âyet-i kerîme ve hadîs-i şerif yazılı levhâlar boy gösteriyor. Daha en baştan, bambaşka âlemlerin büyüleyici atmosferine girdiğinizi hissediyorsunuz.

    Tam 492 sene önce bugün (25 Temmuz 1518), Osmanlının ilk halîfesi Yavuz Sultan Selim Han, Mukaddes Emânetler’i İstanbul’a getirmiş ve Topkapı Sarayı’nın Has Oda’sına yerleştirmişti. Ve aynı gün fermân etti: “Kırk hâfız gece gündüz huzûr-u mukaddesede Kur’an tilâvet ede. Ve kıyâmete kadar Kur’an sesi susmaya.” 40 enderunlu hâfızın 40. sı olarak da kendi ismini yazdırmıştı Yavuz Selim Han. Ve Osmanlı târihi boyunca Has Oda’da Kur’an sesi kesilmedi. Tâ ki 1924’e kadar. Saltanâtın kaldırılmasıyla müzeye çevrilen Topkapı Sarayı’nda Kur’an sesi de sustu. 1991 de Turgut Özal’ın emriyle yeniden Kur’an okunmaya başladı Has Oda’da. Şu an hâlen ziyâretçiler, Kur’an mûsukîsi dinleyerek ziyâretlerini yaparlar.

     Mâdemki bugün getirilmişti kutsal emânetler Has Oda’ya, biz de sizin adınıza ziyâret etmeye karar verdik sarayın en mûtenâ köşesini, en has dâiresini.

     Kutsal Emânetler Dâiresi’ne girmeden önce, sarayın diğer bölümlerini gezmekten yorgun düşmüş bir çok turistin, dinlenmek için umûmiyetle üzerine oturup soluklandığı taştan bir seki var. Kutsal Emânetler Dâiresi’nin giriş kapısının solunda yer alan ve birçok kişinin mâhiyetini, neden yapıldığını bilmeden oturduğu bu seki, pâdişahların vefât ettiklerinde tabutlarının konulduğu sekidir                        

     Osmanlı zamânında, Pâdişahların devlet işlerini yürüttükleri özel dâireleri, şimdiki 6 odadan oluşan Kutsal Emânetler Dâiresi’nin bir odasıydı ve Has Oda’nın (yani o zamanki Kutsal Emânetlerin toplandığı odanın) karşısındaydı. Has Oda’nın 4. yer denilen Havuzlu Sofa’ya bakan duvarındaki çeşme, pâdişahların cenâzelerinin yıkandığı çeşmeydi. Çeşmeyi şimdiki hâliyle yeniden yaptıran Sultan 2. Mahmut’tur. Mukaddes Emânetler’in temizliği de her beraat kandilinde bu çeşmede yapılırdı.

Bir tarafta vefât ettiğinde cenâzesinin yıkanacağı çeşme, diğer tarafta öldüğünde tabutunun konulacağı seki. Ve çalışma odasında akşama kadar Kur’an sesi dinleyerek devleti yöneten bir Osmanlı pâdişâhı. Fazla söze ne hâcet. İşte Osmanlı Devleti böyle yönetiliyordu bir dönemde.

TOZ KUYUSU

     Az önce bahsettiğim bu taş sekinin köşesinde de yeşil kapaklı, yine taştan bir kuyu mevcut. Burası da her beraat kandilinde temizliği yapılan Kutsal Emânetler Dâiresi’nin tozlarının, ayak altında kalmaması için konulduğu Toz Kuyusu. Sağ köşede taştan bir kuyucuk daha var ki; o da Has Oda’nın hoş kokması için tütsü ve buhurlarının hazırlandığı havan.

     Artık giriyoruz Kutsal Emânetler Dâiresi’nin kapısından. Kapının üstünde, Lâle Devri Pâdişâhı Sultan 3. Ahmet’in bizzat kendi eliyle yazdığı Kelime-i Tevhîd levhâsı, her iki yanında da tuğrâsı...

ŞADIRVANLI SOFA

Girişteki ilk salonun ismi Şadırvanlı Sofa. Daha içeri girer girmez fıskiyeli bir havuz çıkıyor karşımıza. Şu an suyu akmayan bu havuz bir zamanlar, kutsal emânetleri ziyârete gelenlerin ellerini yıkadıkları yerdi. Her Ramazan Ayı’nda kutsal emânetleri ziyâret eden saray halkı, hânedân mensupları ve Enderunlular, has odaya girmeden evvel ellerini bu havuzda yıkarlardı ki; dışardan içeriye toz getirmeyeler. Çıkarken tekrar ellerini yıkarlardı ki; içerideki tozu dışarı çıkarmayalar. İşte bir zamanlar tozu bile kutsal kabul edilen bir mekândı Kutsal Emânetler Dâiresi.

     İçeri girdiğinizde evvelâ lâhutî bir Kur’an sesi dolduruyor kulakları. Gözler ışıl ışıl camekânlar içinde sergilenen emânât-ı mukaddese ile aydınlanıyor. Çiniler ve kalem işleriyle süslü duvarlarda âyet-i kerîme ve hadîs-i şerif yazılı levhâlar boy gösteriyor. Daha en baştan, bambaşka âlemlerin büyüleyici atmosferine girdiğinizi hissediyorsunuz.

     Girişte ilk, Kâbe’nin anahtarlarının sergilenmesi mânidâr. Açılışı anahtarla yapıyorsunuz. Sanki burada kalbinizin kilidinin de açılması murâd edilmiş.

 DESTİMÂL ODASI

  Şadırvanlı Sofa’nın, yâni ilk girdiğimiz sofanın solunda da Destimâl Odası var. Bu oda, kutsal emânetleri ziyâret edenlere pâdişah tarafından o günün hâtırâsı olarak hediye edilen destimâl mendillerinin takdîm edildiği mekândı. Destimâller, pâdişah tarafından Hırka-i Saâdet’e sürülerek ziyâretçilere dağıtılırdı. Üzerinde beyitlerin yazılı olduğu bu beyaz mendillerden birisi numûnelik olarak sergileniyor hâlâ. 

     Destimâl Odası’na girer girmez ilk karşımıza çıkan Hz. Davud’un kılıcı. Mesleği demircilik olan Hz. Davud, kendi eliyle yapmıştı bu kılıcı. Balçağa yakın kısmında, bir elinde kılıç, diğer elinde kesik bir baş tutan bir insan resmi var ki; Câlût’un kafasını kesen Hz. Dâvut’u simgeliyor. Hemen yanındaki bakır levhâda da aynı resim var ve Arapça ve Nebâtîce, Hz. Dâvut’un, zâlim Câlut’u öldürmesi hikâye ediliyor. Birçok zevâtın eline geçmesinden sonra, nihâyet Hz. Mehdî tarafından kullanılacağı da anlatılan kitâbenin hikâyesini nasipse haftaya ayrıntılı olarak anlatacağım.    

 Az ileride Hz. Musa’nın asâsı var. Kayınpederi Hz. Şuayb tarafından Hz. Musa’ya hediye edilen bu asâ, Kur’an’da dahi kendisinden söz edilecek kadar mukaddestir. Denizi yaran, yılan olan ve Hz. Musa’ya yârenlik yapan asâ, Tâberî’nin rivâyetine göre Cennet’ten getirilmişti. Fondaki resimde Hz. Allahü Teâlâ  ile Hz. Musa’nın konuştuğu Tur Dağı görülüyor.

     Karşısında, dünyâlar güzeli Hz. Yusuf’un bembeyaz sarığı duruyor. Birçok pâdişah tahta ilk çıktıkları gün, bu sarığı teberrüken sararlardı başlarına. Sarığın yanında Halil İbrâhim sofrası. Yâni Halîlullah lâkaplı Hz. İbrâhim’in taştan tenceresi. Onun da yanında Hz. Yahya’nın kol ve kafa kemikleri var. Fâtih zamânında İstanbul’a getirilen bu kemikler, altun mahfazalar içerisinde muhâfaza ediliyor. Hristiyanlar tarafından Hz. Yahya “vaftizci” lakâbıyla anıldığı için, takdis işâreti yapan bir altun mahfaza ile kaplanmış durumda. Üstündeki açık kısmından elin kemiği görülüyor.

 

     Odanın sağ köşesindeki Peygamber Efendimiz’in mübârek sağ ayak tabanının taş üzerindeki izi, Sultan Abdülmecid zamânında Trablusgarp’tan getirilmişti. Kadem-i Şerîf’in üzerindeki kapaklı altun çerçeve de Sultan 2. Abdülhamid tarafından yaptırıldı. Topkapı Sarayı’nda taş üzerindeki kadem-i şerif izinden 6 tâne var. Peygamberimiz ve Hz. İbrâhim’e âit bir mûcizedir bu; Kumda yürürken ayak izi kalmaz, taşa bastığı zaman ayak izi kalırdı.Kadem-i Şerîf’in yanındaki mendil de az önce bahsettiğim,  bu odaya ismini veren Destimâl Mendili. Odanın tam ortasında ise Kudüs Patriği’nin, Sultan 2. Abdülhamid’e 25. saltanat yılında hediye ettiği sedeften mâmul Kubbetü’s-sahrâ maketi var. Bu odadan çıktığımızda tekrar Şadırvanlı Sofa’da buluyoruz kendimizi. Burada Kâbe’ye âit emânetler toplanmış. Altınoluklar, Kâbe anahtarları, Hacerü’l-Esved mahfazası, Kâbe maketi ve Kâbe’nin içinde, tavana kadar çıkan 48 basamaklı merdivenin kapısı olan Tevbe Kapısı.

 ARZHÂNE ODASI

  Şadırvanlı Sofa’dan Arzhâne Odası’na geçiyoruz. Pâdişah ile görüşmeye gelenlerin kabul edildikleri bu oda da Peygamber Efendimiz’e tahsîs edilmiş şimdilerde. Odaya girmeden önce kapının solunda Hz. Zübeyr ve Hz. Ammar’ın, sağda ise Hz. Hâlid ile Hz. Câfer’in kılıçları var. Hz. Ali’den 10 yaş büyük olan ağabeysi Hz. Câfer’in kılıcı da, kendisi gibi oldukça heybetli. Kılıcın üzerinde ejderhâ ve anka kuşunun mücâdelesi resmedilmiş. Kabzasında ise “Yâ Hay”, “Yâ Bâkî”, ism-i şerîfleri yazılı.

    

     Şimdi de Arzhâne Odası’ndayız. Buradaki en mühim emânet, Peygamber Efendimiz (SAS)’in Uhud’da kırılan mübârek dişidir. Birçoklarının hangi diş olduğunu bilmedikleri, hattâ merak bile etmedikleri bu mübârek Uhud şehidinin hangisi olduğunu merâk edenler için söyleyeyim: Sağ rebâiye dişi. Yâni, üstteki büyük ön dişler ile köpek dişi arasında kalan diş. Uhud’da şehit olan bu diş, Has Oda’ya emânet. Bundan başka, Rasûlü Ekrem’in kabir toprağı, Mısır Melik’i Mukavkıs’a gönderdiği, ceylan derisi üzerine yazılmış mektubu, mühr-i şerîfleri, sakal-ı şerîfleri, mübârek saçları, ayakkabısı, 2 kılıcı ve bambu ağacından mâmul yayı, gümüş mahfazalarıyla birlikte ziyârete sunulmuş. Hulefâ-i Râşidîn’in kılıçları ile Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılan Mescid-i Nebevî maketi de bu odada. 

 

HAS ODA

   Arzhâne’nin solunda, camekân arkasından görülen oda, tahtın ve Hırka-i Saâdet’in bulunduğu Has Oda. İşte Osmanlı döneminde tüm emânetler bu Has Oda’da toplanmıştı. Şimdilerde emânetler Has Oda’yı aşmış ve bütün odalara yayılmış durumda. Bir zamanlar pâdişahların taht odası olan Has Oda, Sultan 2. Mahmut’tan îtibaren sâdece Peygamber Efendimiz’in hâtırâlarına tahsîs edilmiş, O’na has bir oda hâline gelmiştir.

 

     Tam karşıda taht üzerinde altun sanduka içerisinde muhâfaza edilen, Peygamber Efendimiz’in Mekke fethinde Müslüman olan Şâir Kâb bin Züheyr’e hediye ettiği, dışı siyah, içi deve tüyü rengindeki Hırka-i Saâdetleridir. Bu hırka, Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılan mücevherli altun bir çekmecede muhâfaza ediliyor. Bu çekmecede yine aynı pâdişah tarafından yaptırılan altun sandukanın içerisinde. Osmanlı halîfeleri, ilk tahta oturduklarında bu hırkayı teberrüken giyerlerdi. Sonraları, eskimesin diye giymekten vazgeçip, ziyâret etmekle yetindiler. Yine Has Oda’daki gümüş sandukada ise Peygamber Efendimiz’in “Ukab” isimli siyah sancağı mevcut. Ukab, kartal demektir. Pâdişah, Orduy-ı Hümâyun’u sefere uğurlarken Sancak-ı Şerîf’i, 3. kapı Bâbus-Saâde’nin kubbesinin tam altına diker ve orada duâlarla seraskere (ordu kumandanına) teslîm ederdi. Osmanlı orduları savaşlara, dâimâ bu Sancak-ı Şerîf’le girmişlerdi.      
 

     EMÂNET HAZÎNESİ ODASI

     Has Oda’daki emânetler şimdilik bu kadar. Sonraki oda mâbeyn şeklinde, şimdilerde hâfızların Kur’an okuduğu mekân olarak ayrılmış. Buradan sonraki son odada (Emânet Hazînesi Odası) Has Oda’nın perdesi ile Kâbe’nin süpürülmesinde kullanılan, Sultan 2. Abdülhamid tarafından yaptırılmış gümüş süpürge ve kürek bulunuyor. Ayrıca bu odalarda değişimli olarak sergilenen sahâbe kılıçları, Hz. Osman’ın ceylan derisi üzerine bizzat kendi eliyle yazdığı Kur’an (Bu Kur’anı okurken şehît edildiği için, hâlâ kan lekeleri duruyor âyetlerin üzerinde), Hz. Hüseyin’in gömleği, İmam-ı Âzam’ın elbîsesi, Kur’an’dan ilk nüshalar ve nâme-i saâdetler, Peygamberimizin mektupları, su kâsesi, teyemmüm taşı, asâsı, gasl-i nebevî suyu, Kâbe ve Peygamberimizin kabrinin örtüleri, Mescid-i Nebevî’deki hurma ağaçlarından yapılmış yelpâzeler, hücre-i saâdet’e takdîm edilen buğdaylar, zemzem sürâhileri, Hz. Fâtımâ’nın hırkası, seccâdesi, duvağı, çeyiz sandığı, Hz. Âişe’nin eşarbı, Kerbelâ toprağı, Uveys el-Karnî’nin külahı, Hz. Mevlânâ’nın tasları, Ahmet Rufâî’nin kabir topğrağı, Aziz Mahmut Hüdâyî’nin terliği, Sultan Aziz’in Ravzai Tâhire’ye takdîm ettiği arzuhâli, Peygamberimiz’in kâtibi Ebu’l Hasan’ın, Zeynelâbidîn’in, Muaz bin Cebel’in, Sa’d bin Ubâde’nin ve Dırar bin Ezver’in kılıçları da emânât-ı mukaddese arasında muhâfaza ediliyor.

 

                                                           25.07.2010  MAHMUT SAMİ ŞİMŞEK 



BU YAZIYI PAYLAŞ



 Yazan : admin | Okunma : 10511 |        Yorum ( 0 )             
» YAZIYA YAPILMIŞ YORUMLAR
Henüz Yorum Yazilmamis.
Siz birtane yazin..


Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)
Yorum :