Ana Sayfa Haberler Yazılar Videolar Ödevler Oyunlar Dosya Resim Yarışma Forum
 
 » Menü
TARIH
    Inkilap Tarihi
    Atatürkçülük
    Tarih Öncesi ve ilkçag Tar.
    Islam Tarihi
    Genel Tarih Konulari
    Osmanli Tarihi
    Tarihte Kullanilan Takvimler
    Tarih Sözlügü

COGRAFYA
    Cografya Konulari
    Fiziki Cografya
    Beseri ve Ekonomik Cogr.
    Türkiye Cografyasi
    Ülkeler Cografyasi
    Matematik Cografya
    Siyasi Cografya
    Jeoloji
    Ünlü Cografyacilar
    Harita Bilgisi
    Cografi Uygulamalar
    Ülkeleri Canli Seyredin
    Cografya Siteleri
    Illerimizin Fotograflari
    Illerimizin Videolari
    Dünya Haritasi
    Turizm Rehberi

FELSEFE GRUBU
    Felsefe
    Sosyoloji
    Egitim Siteleri
    Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji, Mantik Terimler Sözlügü


» Gezelim-Görelim

» Eğlence Bölümü

» Ödev Arşivi
Tüm derslere ait
geniş ödev arşivi

» Istatistikler
Üyeler
Son Üye : hirasya
Bugün : 0
Dün : 0
Toplam Üye : 7659
Online Üyeler
 Online üye yok..
Sitede Aktif
Üye : 0
Ziyaretçi : 0
Toplam :
Site Sayaci
Iletisim
E-Mail : info@sosyalokulu.com
Online   Kişi

» İçerik İstatistikleri
 Toplam Dosya Sayısı : 235
 Toplam Makale Sayısı : 285
 Toplam Ödev Sayısı : 64
 Toplam Video Sayısı : 238
 Toplam Oyun Sayısı : 449
 Toplam Resim Sayısı : 149
 Toplam Haber Sayısı : 562

Hz Dâvud'un Kılıcı Âhir Zaman Mehdisini mi Bekliyor
» Hz Dâvud'un Kılıcı Âhir Zaman Mehdisini mi Bekliyor

 

Eğer bu kılıcın Hz. Dâvud tarafından bizzat kendi eliyle yaptığı kılıç olduğunu, bununla zâlim Câlut’un kafasını kestiğini ve nice peygamberlerin, hükümdarların elinden geçtiğini, nihâyet âhir zaman mehdîsinin de bu kılıcı alıp düşmanlarına gâlip geleceğini duymadıysanız, bütün bunları anlatan ve kılıcın hemen yanında duran kitâbesinden haberdâr değilsiniz demektir.
 

     Geçen hafta Mukaddes Emânetler Dâiresi’ni gezerken Hz. Dâvud’un Kılıcı’nın ilginç husûsiyetleri olduğundan söz etmiştim. Kutsal Emânetler Dâiresi’ndeki Destîmâl Odası’nda bulunan Hz. Dâvud’un Kılıcı’nın hemen yanındaki bakır kitâbede de bu kılıcın serüvenleri yazılıydı. Aslında her biri için ayrı bir kitap yazabilecek kadar hikâyeleri olan Kutsal Emânetler’in en enteresan olanı da Hz. Dâvud’un Kılıcı’dır. Eğer bu kılıcın Hz. Dâvud tarafından bizzat kendi eliyle yaptığı kılıç olduğunu, bununla zâlim Câlut’un kafasını kestiğini ve nice peygamberlerin, hükümdarların elinden geçtiğini, nihâyet âhir zaman mehdîsinin de bu kılıcı alıp düşmanlarına gâlip geleceğini duymadıysanız, bütün bunları anlatan ve kılıcın hemen yanında duran kitâbesinden haberdâr değilsiniz demektir. Şimdi isterseniz buyurun Kutsal Emânetler Dâiresi’ndeki Hz. Dâvud’un Kılıcı’nı yeniden ziyâret edelim.

     KILIÇTAKİ PEYGAMBER İSİMLERİ

     Mâlûmunuz, her peygamberin bir mesleği vardır. Peygamber Efendimiz tüccar olduğu gibi, Hz. İsa marangoz, Hz. Yusuf saatçi, Hz. İdris terziydi. Hz. Dâvud da, demirciydi ve kılıcını da bizzat kendi eliyle yapmıştı. Peygamberler içerisinde sesi en güzel olan da Hz. Dâvud idi. Bu yüzden sesi güzel olanlara “Dâvûdî sesli” tâbirini kullanırız.

     Şu an Destîmâl Odası’nda bulunan bu kılıç, 101 cm uzunluğunda, deri kabzalı, gümüş başlıklı ve 3 kilo ağırlığındadır. Kılıcın üzerindeki resim çok ilginç. Balçağa yakın kısmında, bir elinde kılıç, diğer elinde kesik bir başı saçlarından tutmuş bir insan resmi. Kılıcın üzerindeki okunabilen, henüz silinmemiş yazılarda Hz. Dâvud, Hz. Süleyman, Hz. Musa, Hz. Yûşâ, Hz. Zekeriyyâ, Hz. Yahyâ, Hz. İsa ve Hz. Muhammed Mustafâ’nın isimleri mevcut.

     Kabzası ve kını deriyle kaplı kılıcın yanında bulunan bakır levhâda bu kılıcın esrârengiz hikâyeleri anlatılmaktadır ki, Arapça ve Nebâtîce yazılmış kitâbenin ilginçliği daha en başından başlıyor. Levhânın baş kısmında, kılıçtaki resmin aynısı çizili. Yâni Hz. Dâvud’un dönemin zâlim kralı Câlût’un başını kestiğini gösteren resim. 
           

     ESRÂRENGİZ RESİMLER

     Yavuz Sultan Selim tarafından, kılıçla birlikte Mısır’daki Memlûk Halîfesi’nden alınıp İstanbul’a getirilen bu bakır levhâda, hicrî 880 yılında yazılmış olduğu da belirtiliyor. Nebâtîce yazıların bulunduğu yüzü 28 satırdan oluşuyor. Baş kısmında sağ elinde kılıcı, sol elinde zâlim Câlût’un kesik başıyla, Hz. Dâvud resmedilmiş. Levhânın diğer yüzünde ise 32 satırdan oluşan Arapça yazılar var. Levhânın bu yüzünün en altında da bir gemi resmi mevcut. Yâni kitâbe, Hz. Dâvud’u temsîl eden resimle başlayıp, bir gemi resmiyle son buluyor. Kılıcının sırrının gemide gizli olduğu anlaşılıyor. Sırlarla dolu yazı, resimle başlayıp resimle bitiyor ve bu 2 resmin üzerindeki harfler işâretler ve şifrelerin her biri bir sırra işâret ediyor.

     CİFR İLMİYLE VERİLEN İŞÂRETLER

     Kitâbenin en ilginç yanı da cifr ilmiyle vâkıf olunan bâzı bilgileri de ihtivâ etmesi. Meselâ; Mısır’ın Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilmesinden yarım asır önce bu fetihten bahsedilmekte ve fetihle birlikte Osmanlılara geçecek olan kılıcın âhir zamanda Hz. Mehdî ve Hz. Mesih’in ( Hz. İsa ) eline geçeceği bildirilmektedir. Sâlih bir zât tarafından görülen bir rüyâdan da bahsedilen kitâbede, rüyânın tâbiri olarak Mısır’ı fetheden Osmanlı sultanını Mısır’da ilk karşılayacak şahsın da, rüyânın tâbircisi olan şahsın olacağı ifâde edilmektedir. Kitâbede ayrıca Hz. Dâvud’un bu kılıçla zâlim Câlût’un başını kestiği, daha sonra kılıcın birçok peygambere geçtiği ve Hz. Muhammed’in (SAV) kabr-i şerîfine saldıran mecûsîlere karşı kullanıldığı da anlatılır. Daha sonra birçok sultanın elinden geçecek olan kılıcın nihâyet Mısır Meliki Mukavkıs’ın hazînesinde bulunduğu da bildiriliyor. Kimin eline geçse hâkimiyeti ele geçirmesine vesîle olan kılıcın, en nihâyet Âhir zaman mehdîsi tarafından kullanılacağı anlatılıyor. Bu kadar ön mâlûmâttan sonra levhânın fasih bir Arapça ile yazılmış 32 satırlık yüzünün tercümesini vereyim şimdi de:

     LEVHÂNIN ARAPÇA METNİNİN TERCÜMESİ

     “Muvaffâkiyet ancak Allah’tandır. Ali (Kerremallâhu Vechehu) buyuruyor ki: Bu kılıcı ve levhâyı Mısır’ın sâhibi Melik Mukavkıs’ın hazînesinde buldum. Onda Süryânice ve İbrânice olarak Dâvud (AS) dan bir rivâyet vardı. (Hz. Dâvud) buyuruyor ki: Câlut bana düşmanlığa kalkıştığında, Rabbimin bana öğrettiği şekilde bir kılıç ve ok yaptım. Ve Allah bana nusret ve zafer nasîp etti. Bu kılıcın alâmetlerinden biri de şudur ki: Bir yüzünde, elinde kılıç ve baş olan bir şahıs, diğer yüzünde de taht üstünde bir başka şahıs bulunuyor. O kesik baş Câlut’undur ki benim Câlut’u öldürmemi, tahtta oturan da Süleyman’ı ve her şeye hâkimiyetini remzediyor. Bu mübârek kılıç Yusuf (AS)’a O’ndan sonra da Melik Sancar’a intikâl edecek. Melik Sancar vefât ettiğinde mülkü istilâ edilecek. Ondan sonra Firavun gelecek ve Mısır’a hâkim olup zulmedecek. Allah ondan bu kılıcı gizleyecek. Kılıcı Firavun’un hanımı Âsiye bulacak. Ve Âsiye îmân edecek. Âsiye’den Hz. Musa’ya, O’ndan kardeşi Hârun’a, Hârun’dan Yûşâ’ya, O’ndan Melik Şem’un’a, sonra Melik Helbum’a, sonra Melik Melmum’a, Hubr’a, Ehram’a, Melik Defnu’ya, Melik Lahud’a, Melik Meymun’a, Melik Darut’a, Melik Melc’e, Melik Ranan’a, ve Melik Şid’e ulaşır. Daha sonra melikten meliğe, nihâyet Peygamber Zekeriyyâ ve Yahyâ’ya, geçer. Daha sonra da İsa’ya ulaşır. Sonra Nebî (SAV)’e arzolunur. Ve O da savaşlarda bu kılıcı kuşanır. Rasûlüllah’ın vefâtından sonra kılıç, Hz. Ebû Bekir’e kalır. O da oğlu Muhammed’e mîras bırakır. Ali bin Ebû Tâlip, Muhammed bin Ebû Bekir’i Mısır’a vâli tâyin edince, kılıç da Onunla berâber gider. Vefâtında da kılıç, Yusuf (AS) ın hazînesine geri döner. Ali bin Ebû Tâlip (KV) buyuruyor ki: Dâvud (AS)’ın hükmü burada sona erdi. Ve bu benim, Allah’ın ve Rasûlü’nün gizli ilimlerden bana ihsân buyurduğu cifir ile çıkarttıklarımdır. Ali bin Ebû Tâlip (KV) buyuruyor ki: Bu kılıcın üzerinde İbranice isimler ile “Âhiyyen şerâhiyyen, Edvenay, Asbavût, Eleşday” Necrânî olarak “Yâ Kâhir, Yâ Ze’l-batşiş Şedîd, Entellelezî lâ yutâku intikâmuhû” (Ey Kahreden, Ey intikâmına tâkat getirilemeyecek şekilde şiddetle yakalayan) yazılı idi. Sonra Ömer bin Akîl’e, sonra da Ahmed bin Tolun’a ulaşır bu kılıç. Sonra Muâviye, kılıcı istediğini ifâde eden bir mektup gönderir. Ahmed bin Tolun doğudan batıya cenk eder. Kılıç, Emevî ve Abbâsî devletleri ortadan kalkıncaya kadar batıdaki Fas şehrinde gizli kalır. Sonra kılıç Hâkim bi-emrilllâh’a kalır. O da bu kılıçla Mısır’ın sâhibi olur. Ve kılıç, Yusuf (AS)’ın hazînesine geri döner. Sonra mağrip devleti de yok olur. Ve bu kılıç Kalavun devletine, sonra da Melik Zâhir Baybars Sicî’ye kalır. Bu melik zamânında mecûsîler, Rasûlüllâh’ın kabrinde hırsızlık için süratle hazırlık yaparlar. Melik rüyâsında Nebî (AS)’ı görür. Rasûlüllah, mecûsîler hakkında bilgi verir ve kılıcın yerinden haberdâr eder. Melik uyanınca Yusuf Sıddîk (AS)’ın hazînesine girer. Mukaddes kılıcı bulur ve kuşanır. Sonra bir gece Nebî (AS)’a gider. Mecûsîler onunla savaşırlar. Daha sonra Zâhir, Mısır’a geri döner ve nihâyetinde vefât eder. Kılıç da Yusuf (AS) ın hazînesine geri döner. Hicrî 880 senesine kadar da gizli kalır. Sâlihlerden bir zât rüyâsında Derfîl Kapısı’nda durduğunu görür. Kapının üstünde uyuyan Osmanlı askerleri fethe kâdir olamamaktadırlar. Lâkin aslı Rum olan Ahmed ismindeki bir adam bunu başarır ve kapıyı onlar için açar. Sabah olunca (rüyâyı gören) sâlih zât ve Ahmed (ismindeki zât) buluşurlar. (Sâlih zât) rüyâsını Ahmed isimli şahsa anlatır. Ahmed de: “Yâ şeyh, senin rüyânın tâbiri şudur ki: Osmanlı Devleti Mısır’a girecek ve ben de kapının açılışında orada bulunacağım.” Deyince Sâlih zât ona “Doğru söyledin” der. Bahsedilen bu Ahmed isimli şahıs, Osmanlı askerinin Mısır’a gelmesi şeklinde tâbir ettiği rüyâdan sonra kendisi de bir rüyâ görür ve bu rüyâda “ayın yeryüzünde yürüdüğünü, kendisini de atına binmiş, ayla birlikte yürürken” görür. Akın eden Osmanlı askerleri de geçip gittikten sonra ikinci ve üçüncü ay gelir. Birinci ayın kalbinde mim harfi, ikincide bâ harfi, üçüncüde elif harfi gizlidir. (Daha sonra) Ahmed rüyâsında Hz. Ali (KV) yi gördüğünü ve Hz. Ali’nin ona bakarak “Ey Ahmed” diye hitâp edip, Davud (AS) ın kendi yaptığı kılıcının yerini haber verdiğini ve şöyle devâm ettiğini söyler: “Allah sana kolaylık sağlayacaktır. Kuzeye Bafan’a git. Benî Asfar’ın çıkışı yaklaştı. Elif, Mısır’a intikâl edecek. Benî Asfar’ın çıkışı Osmanlılardan ilk ismi Baykünta olan bir hükümdar zamânında olacak. Benî Asfar’ı bu mübârek kılıçla katledecek. Ve bu savaş Rüsten diyârında olacak. Sonra Elif, Mısır’dan gelecek. Allah onlara nusret nasîp edecek. Sonra Mısır, Hicaz, Şam, Irakeyn, Fars, Rüşt, Benî Asfar diyarlarına, Efrenc diyârının yarısına mâlik olacak. Osmanoğulları devleti tamâma erdikten sonra, Mehdî (AS) zamanına kadar kâfirlerle mücâhede edecekler. Allah onlardan râzı olsun. Sonra bu kılıç, zamânın sâhibi Mehdî’ye intikâl edecek ve İsa (AS) da bu kılıçla tek gözlü Deccal olan münâfık ibni Siyat’ı öldürecek. Allah ve Rasûlü gizli ilimlerden bunları bana bildirdi. Gaybı ancak Allahü Teâlâ bilir. Hamd, bir olan Allah’a mahsustur. Efendimiz Muhammed’e, âile ve ashâbına salât ve selâm olsun.”

     Levhâdaki Arapça yazılar burada sona erdi. Bakalım yazılanlar gerçek olacak mı, onu da zaman gösterecek.

                                                         MAHMUT SAMİ ŞİMŞEK
                                                                    28-07-2010



BU YAZIYI PAYLAŞ



 Yazan : admin | Okunma : 27606 |        Yorum ( 2 )             
» YAZIYA YAPILMIŞ YORUMLAR
bediüzzaman hiçbir zaman ben mehdiyim dememiş.ben yıllardan beri risale okuya okuya ve yaşanan olayları yorumlayarak zaten bediüzzamanı mehdi kabul etmiştim.şimdi size bir sır verim.üstad hz isa(a.s.) ile şamda karşılaşır.üstad onu şamdan alıp türkiyeye getirir ve ............iline yerleştirir.hz isa(a.s.) üstadla beraber risalelere çok hizmet etmiş.beraber hapislerde yatmışlar.ama onu üstad çok korumuş.kendi has talebelerinin çoğundan onu saklamış.kim olduğunu söylememiş. fazla ilgilendiği için talebelerinin bir ara çok dikkatini çekmiş.sonra az görüşmüşler.dedem şöyle anlatırdı.ben hz.isa(a.s.) görmeye gittim.yüzü peçeli idi.ama bana kendini gösterdi.sokakta dikkat çekmesin diye çoğunlukla peçeli gezermiş.dedem derdiki oğlum herkez onun gelip gittiğini bilmeyecek.iman nuru ile bazıları onun o kişi olduğunu hissedecek.zaten öylede olmuş.üstadla beraber gizli gizli hizmet etmişler.1987 de hz.isa(a.s.) vefat etmiş.türkiyede ........ilinde.............adında yaşamış.buğün ben kendi cemaatimin içinde bile bunlardan habersiz olanları görüyorum.gülen cemati zaten fettuhhal güleni mehdi kabul ediyorlar galiba.öyle bir hava var.esasında herkezin kafası karışık.dedem bana bunları anlatırken ben 17 yaşında idim.benim fikrim hz.isa(a.s.) benzeyen bir talebe daha varmış.üstad çoğunlukla kendisine ısrar edenleri onun yanına gönderirmiş isa(a.s.) diye.yani hz.isa(a.s.) önüne bir talebesini perde yapmış.çünkü.......................adında iki talebe var.birbirlerine benziyorlar ama soyadları farklı.vesselam herşey olup bitmiş.kıyamet yaklaştı.bize düşen görev namazları kılmak.risale okumak.üstad diyorki başka bir cemmatten olmak risale-i nur okumaya engel değil.risale-i nur okumak için cemaat değiştirmeye gerek yok.tarikat ehilleride risale okuyabilir.
Yazan : | 6/6/2012 3:20:10 AM

ben 33 yaşındayım.küçüklüğümden beri nur cematinin içindeyim.bir gece rüya gördüm.rüyada babam bana dediki.hz davut(a.s.) ve eşini said nursi görevlendirdi.onlar yaşıyorlar.ölmediler.ve risale-i nurlara hizmet ediyorlar dedi.ve kızarak babam bana dediki.sen hz.davut(a.s.)karısını öldürüyorsun.bende dedimki baba ben sinirli bir adamım ama öldürecek kadar değil.öldürmem ben dedim.babam biraz yumuşadı.rüya böyle.ben rüyayı gördümü hz.davut(a.s.)ile bediüzzaman arasında pek alaka kuramadım.internetten araştırma yaparken yazınızı gördüm.ama rüyamın son kısmına yani hz.davut(a.s.) eşi ile olan kısmına yine bir anlam veremedim.
Yazan : | 6/6/2012 2:15:14 AM



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)
Yorum :