Ana Sayfa Haberler Yazılar Videolar Ödevler Oyunlar Dosya Resim Yarışma Forum
 
 » Menü
TARIH
    Inkilap Tarihi
    Atatürkçülük
    Tarih Öncesi ve ilkçag Tar.
    Islam Tarihi
    Genel Tarih Konulari
    Osmanli Tarihi
    Tarihte Kullanilan Takvimler
    Tarih Sözlügü

COGRAFYA
    Cografya Konulari
    Fiziki Cografya
    Beseri ve Ekonomik Cogr.
    Türkiye Cografyasi
    Ülkeler Cografyasi
    Matematik Cografya
    Siyasi Cografya
    Jeoloji
    Ünlü Cografyacilar
    Harita Bilgisi
    Cografi Uygulamalar
    Ülkeleri Canli Seyredin
    Cografya Siteleri
    Illerimizin Fotograflari
    Illerimizin Videolari
    Dünya Haritasi
    Turizm Rehberi

FELSEFE GRUBU
    Felsefe
    Sosyoloji
    Egitim Siteleri
    Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji, Mantik Terimler Sözlügü


» Gezelim-Görelim

» Eğlence Bölümü

» Ödev Arşivi
Tüm derslere ait
geniş ödev arşivi

» Istatistikler
Üyeler
Son Üye : hirasya
Bugün : 0
Dün : 0
Toplam Üye : 7659
Online Üyeler
 Online üye yok..
Sitede Aktif
Üye : 0
Ziyaretçi : 0
Toplam :
Site Sayaci
Iletisim
E-Mail : info@sosyalokulu.com
Online   Kişi

» İçerik İstatistikleri
 Toplam Dosya Sayısı : 235
 Toplam Makale Sayısı : 285
 Toplam Ödev Sayısı : 64
 Toplam Video Sayısı : 238
 Toplam Oyun Sayısı : 449
 Toplam Resim Sayısı : 149
 Toplam Haber Sayısı : 562

Süleymaniye'de Bayram Sabahı
» Süleymaniye'de Bayram Sabahı

    

Mimar Sinan “Kalfalık devri eserim” dediği Süleymaniye Külliyesini, tabhânesiyle, şifâhânesiyle, kütüphânesiyle tamamlayıp, merkezine de Süleymaniye Camii’ni yerleştirmişti. Yukarıdan bakıldığında muhteşem bir tablo gibi görünen bu eserin sağ alt köşesine de imzasını atar gibi, kendi mezarını yaptırdı.

     İstanbul’un 3. tepesine yerleşmiş bu şâheser câmi, heybetli görüntüsüyle, şehrin siluetinin baş tâcıdır. Piyer Loti tepesinden, Yedikule’den Marmara denizinden, haliçten, boğazdan, Beyoğlu’ndan, Çamlıca’dan, nereden baksanız ilk göreceğiniz eserlerin başında olan Süleymâniye Câmii, İstanbul’un her tarafına hâkim bir tepesine yerleşmiştir. Üç yıl süren uzun bir restorasyondan sonra nihâyet bayram sabahında tekrar açılacak olması oldukça mânidar. Zîrâ, bir Ramazan ayını oruçsuz geçirmesinin, hissiyatında oluşturduğu yalnızlığı, Atik Vâlide semtinden geçtiği bir iftar vaktinde derinlemesine hisseden büyük üstad Yahya Kemal, bu hâline teessüründen bayram namazına gitmeye karar vermişti. Belki de ilk gittiği bayram namazı olan Süleymâniye’de bayram sabahında bu muhteşem atmosferden öyle etkilenmişti ki, Süleymâniye Câmii kadar meşhur olan o muhteşem şiirini yazmıştı.

     Biz de bu bayram arefesinde, Süleymâniye’de bayram namazını özleyenler için Câmii’nin târihini ve husûsiyetlerini hatırlatalım istedik.

        KÂNÛNÎ TÜRBESİ’NDEKİ HACERU’L-ESVED

  Evvelâ büyük sultan Kânûnî Süleyman Han’ın türbesini ziyâretle başlayalım. Zîrâ İstanbul’da beş parçası bulunan Hacerü-l Esved’in en büyük parçası Kânûnî Türbesi’ndedir. Kâbe’yi tavaf ederken, tavafa Hacerü-l Esved’in bulunduğu köşeden başlanması gibi biz de Süleymâniye külliyesini gezmeye Hacerü-l Esved’in bulunduğu türbeden başlıyoruz. Bilmeyenler için hatırlatalım: Bu kutsal taş, türbenin giriş kapısının üstündeki pencerenin tepesinde. Diğer dört parça ise Kadırga’daki Sokollu Mehmet Camii’nde. Peki, Hacerü-l Esved İstanbul’a nasıl geldi?  İşte bu kutlu taşın İstanbul’a geliş hikâyesi:

ŞİMDİKİ KÂBE’Yİ SULTAN 4. MURAT YAPTIRDI 

 

  Kâbe-i Muazzama, şimdiye kadar 11 defa yıkılıp yeniden yapılmıştır. Şimdiki Kâbe tamâmen Sultan 4. Murat’ın eseridir. Kânûnî Sultan Süleyman tarafından da Kâbe tâmir edilmişti. Bu tâmirât esnâsında küçük parçalardan oluşan Hacerü-l Esved’den beş parçası İstanbul’a getirilmiş ve biri Kânûnî Türbesi’ne, diğer dördü Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa’nın câmisine yerleştirilmişti. Şu an Kâbe’deki Haceru’l-Esved, 8 parçadan ibâret.

             

 

GELİN MEZAR TAŞINDAKİ KIRIK GONCA GÜL

     Cennetin sekiz kapısını temsîlen sekizgen yapılmış türbede Kânûnî Süleyman Han’dan başka iki padişah daha vardır: 2. Süleyman ve 2. Ahmet. Padişahın biricik kızı Prenses Mihrimah Sultan da bu türbede. Hürrem Sultan’ın türbesi ise sol tarafta. Türbenin kubbesinde Âyet el-kürsî bir kuşak hâlinde kubbeyi sarar. Biraz ilerideki kubbeli binâ ise darü’l-huffaz, yâni hâfız yetiştiren mektep. Birbirinden sanatkârane Osmanlı mezar taşları arasında bir gelinin mezar taşını, üzerindeki kırılmış gonca gül kabartmasından ve mezar taşının baş kısmındaki duvak motifinden anlıyoruz.

 

 

 

                                                  

      EN MUKÂVEMETLİ MALZEMELER TEMİN EDİLE!

     Câmiinin diğer tarafına geçiyoruz. Süleymâniye, Haliç’in en hâkim noktasına kurulduğundan burada manzara muhteşem. Haliç, Boğaz, Çamlıca ve Galata kulesi manzarası karşımızda. Nihâyet câminin o mâhur atmosferine giriyoruz. Yerde tarçın renkli halılar, süslü renkli ve ışıklandırılmış devâsa bir kubbe, bu kubbeyi taşıyan dört filpâye ve tüm câmiyi ışıklandıran yüzlerce lamba ve kandil. Bu filpâyelerin dışında kahverengi dört granit sütun daha var ki 9 metre yüksekliğindeki bu sütunlardan biri Kıztaşı’ndan, biri Topkapı Sarayı’ndan, biri İskenderiye’den biri de Lübnan’ın yüzlerce metre yüksekliğindeki bir tepesinde bulunan Baalbek tapınağından getirilmişti. İskenderiye’den gelen sütunu Kaptan Paşa bir beyitle takdim etmişti padişaha:
 
     Karıncalar budun çekmiş çekirgenin Süleymâne
     Size lâyık nemiz vardır kabul eyle fakîrâne.

    

 

 MİNÂRELERDEKİ İŞÂRET

     Câmi, yapıldığı esnâda Kânûnî 55, Mîmar Sinan 60 yaşında idi. Temele ilk taşı Şeyhülislam Ebussuud Efendi koymuş, açılışı ise Mîmar Sinan yapmıştı. Yedi yılda tamamlanan câminin dört minâresi, on şerefesi vardır ki, on şerefe, Kanuni’nin onuncu padişah olduğuna, dört minare ise, İstanbul’un dördüncü padişahı olduğuna işâret eder.

     Câmi, minel bab ilel mihrap 57 metre, eni 60 metredir. Devâsâ kubbesi ise 27 metre çapında 53 metre yüksekliğinde. Bu îtibarla İstanbul câmileri arasında ( Ayasofya’yı dâhil etmezsek ) kubbe çapı en büyük, iç hacmi ise ikinci büyük câmidir. 135 penceresi olan câminin renkli camları Sarhoş İbrahim ismindeki cam ustasına âittir. Muhteşem yazılar, Hattat Ahmet Şemsettin Karahisârî ve talebesi Hasan Çelebi’nin eserleridir. Hattat Karahisârî, câminin açılışını göremeden vefât etmişti. Bu yüzden Süleymâniye’deki yazılar Hattat Karahisârî’nin son şâheseridir.

     DEV KUBBEDEKİ ÂYETİN MÂNÂSI

     Kubbedeki âyet-i kerîme ise Sultan Abdülmecid dönemindeki restorasyon sırasında Hattat Abdülfettah Efendi tarafından yazılmıştı. Fâtır Sûresi’nin 41. âyet-i kerîmesini yazan hattatın bu muhteşem eserine 41 kere mâşallah diyoruz. Husûsiyle bu âyeti kubbe için seçmiş olmasının sebebi de âyetin ifâde ettiği mânâda gizli. Bakın ne diyor âyet: “Gökleri ve yeri düşmesinler diye tutan Allah’tır.” Tonlarca ağırlığındaki bu devâsâ kubbe de düşmesin kırılmasın diye bu âyet-i kerîme mühür gibi basılmış kubbenin tam ortasına.

     AMFORALAR, DEVEKUŞU YUMURTALARI, İS ODASI

     Câminin kubbesinde 15 santim genişliğinde 45 santim uzunluğunda simetrik dizilmiş 256 küpün oluşturduğu hava boşlukları sâyesinde, câminin içerisindeki ses akustiği mükemmeldir.

     Kandillerin ortalarına birer mücevher taş gibi yerleştirilen deve kuşu yumurtaları ise, duvarların örümcek ağlarıyla dolmaması için konulmuştu. Zira örümcek, deve kuşu yumurtasının bulunduğu yere gelemez.

     İçerideki yüzlerce cam fânusun içine konulan mumlar da zamanla câminin duvarlarını ve kubbeyi karartmasın diye, is odası oluşturulmuştu. Sinan’ın muhteşem zekâsını gösteren bu is odası, içeride oluşan hava akımıyla rüzgârın, bütün mumların islerini topladığı, giriş kapısının üstündeki bir odacıktır. Daha sonra burada biriken isler toplanıp mürekkep yapımında kullanılıyordu.

     SÜLEYMÂNİYE HİKÂYELERİ

     Temel atma töreninden sonra, bu temelin iyice oturması için bir yıldan fazla beklenince, maddî imkânsızlıklar yüzünden inşaatın durduğunu zanneden İran Şâhı Şah Tahmasp Kânûnî Süleyman’ı küçük düşürmek maksadıyla insan boyunda 7 küp mücevher göndermişti. Kânûnî Süleyman Han ise bunu hakâret sayarak İran elçisinin gözleri önünde bu mücevherleri taş havanlarda ezdirerek inşaatın harcına karıştırdı.

     Bu bir efsâne de olabilir. Süleymâniye’nin buna benzer hikâyeleri pek çoktur. Bunlardan birisi de, Venedik elçisinin getirdiği altınların, Haliç tarafındaki iki şerefeli minârenin harcına karıştırılması hikâyesi. Derler ki, güneş doğarken o minâre daha çok parlar, bu sebeple de o minâreye Cevâhir minâresi denirdi. Kimi efsâne, kimi gerçek birçok hikâyesi bulunan câmiyi en iyi Evliyâ Çelebi anlatır.

     Câminin açılışında Kânûnî Süleyman’ın Mimar Sinan’a verdiği çeyrek altın hikâyesinden, Mimar Sinan’ın câmide nargile içme hikâyesine, avlu girişlerinden birinin zemininde, içinde haç bulunan granit taştan, Haliç’in altından geçen gizli geçitlerine, Kânûnî’nin rüyâsında peygamberimizi görerek, O’nun işâret ettiği yere câmiyi yaptırmasından, işçilere yoğurt dağıtan kadının hikâyesine kadar hakkında saatlerce konuşulabilecek bir şâheserdir Süleymâniye.

     8 ŞİDDETİNDEKİ DEPREM BİLE YIKAMAZ

     Üç yıldır özlemini çektiğimiz Süleymâniye’nin Kurban Bayramı sabahı yeniden açılışında iki bayramı birden yapmış olacağız. Üç yıl süren bu restorasyon sırasında yapılan ölçümlerde Mîmar Sinan’ın dehâsı bir kez daha anlaşılmış oldu. Zîrâ 1551-1558 yılları arasında inşâ edilen 5 asırlık câminin, 8 şiddetindeki depreme dahi dayanıklı olduğu ortaya çıktı.  

     150 YILLIK EKSİK HARF TAMAMLANDI

     İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürü İbrahim Özekinci, büyük kubbedeki âyetten bahsederken, Sultan Abdülmecid zamânında câminin ana kubbesine Hattat Abdülfettah Efendi tarafından yazılan Fâtır Sûresi’nin 41. âyet-i kerîmesinde bir harf eksik olduğunu, 150 yıl önce yazılan bu âyetteki eksik harf olan He harfinin, yine Abdülfettah Efendi’nin yazılarından çıkartılarak yerine konduğunu anlatıyor.

     Şimdi bu Kurban Bayramı arefesinde bizim tavsiyemiz, Bayram Sabahını Süleymâniye’de karşılamak ve Üstad Yahya Kemâl’in hissettiği duyguları yaşayarak, Kânûnî Süleyman’ın, Mîmar Sinan’ın yüceliğini bir kez daha idrâk ederek, Bayramın huzûrunu Yüce Rabbin huzûrunda doya doya hissetmek olacaktır.

     Dünyâ Kurbanınız, Âhiret Bayramınız olsun.

                                                     MAHMUT SAMİ ŞİMŞEK
                                                 


 



BU YAZIYI PAYLAŞ



 Yazan : admin | Okunma : 6048 |        Yorum ( 1 )             
» YAZIYA YAPILMIŞ YORUMLAR
Çok fazla egoist bir insana benziyorsunuz. Tüm yazılarınızı okudum ve bu kanıya vardım.
Yazan : hissizbiri | 11/19/2016 11:41:56 PM



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)
Yorum :