Padisahlara Diz Çökerten Huzur Dersleri


Ne ortaasyaya nam salmis Timur Hanligi, ne sahlar ülkesi Safevîler, ne 1000 yillik Bizans, ne Ruslar, ne Ingilizler, ne de haçlilar karsisinda diz çökmemis Osmanli Sultanlari, Ramazan aylarinda yapilan tefsir derslerinde, hocanin yaninda diz çöker otururlardi.

            

    Ramazan ayinda pâdisâhin huzûrunda yapilan tefsir derslerinin adiydi “Huzur Dersleri”. Ramazana ve saraya has bu âdet, pâdisâhin huzûrunda her ders degisen 1 mukarrir (ders anlatan) ve karsisinda 7 ile 15 arasinda sayisi degisen muhâtaplarinin (dinleyen ve tartisan) Kadi Beyzâvî Tefsiri’ni okumalarindan ibâretti. Devrin en seçkin, en kiymetli âlimlerinden olusan bu meclis, Sultan 3. Mustafa’dan beri her ramazan, pazartesi-persembe günleri düzenli olarak sarayin salonlarindan birinde toplanir, ögle namazindan ikindi namazina kadar tefsir okurlar, ikindi namazindan sonra da pâdisah hareme çekilirdi. Cuma günleri ders yapilmazdi. Ilk defâ Sultan 3. Mustafa tarafindan 1759 târihinde baslatilan huzur dersleri, son halîfe Abdülmecid Efendi’nin son dersiyle nihâyete erdi ve târihin arsivindeki yerini aldi.
 
     ILK HUZUR DERSI

     Huzur derslerini ilk ihdâs eden Osman Gâzi, resmî bir saray âdeti hâline getiren de Sultan 1. Murat Hüdâvendigâr’dir. Ilk sistemli uygulamasi ise Sultan 3. Mustafa tarafindan baslatilmisti.

     Sultan 3. Mustafa’nin huzûrunda 1759 senesi Ramazan’inda yapilan ilk huzur dersinde MUKARRIR; Fetva emini Ebubekir Efendi, MUHÂTAPLAR ise; Nebil Muhammed Efendi, saray hocasi Hamidî Muhammed Efendi, Seyhülislâm müfettisi Idris Efendi, Müzellef Muhammed Efendi ve Konevî Ismail Efendi idi.

     Bu ilk derste tefsîri yapilan ilk âyet-i kerîme ise: “Ey inananlar! Kendiniz, ana babaniz ve yakinlariniz aleyhlerine de olsa, Allah için sâhit olarak adâleti gözetin; ister zengin ister fakir olsun, Allah onlara daha yakindir. Adâletinizde heveslerinize uymayin. Eger yüz çevirirseniz, bilin ki Allah islediklerinizden süphesiz haberdardir.”

     DERS USÛL VE KÂIDELERI

     Huzur derslerinde Kur’an âyetlerini tefsîr edip dersi takrîr eden âlime “Mukarrir”, müzâkereci durumunda olan âlimlere de, önceleri “Tâlip”, sonraki zamanlarda da “Muhâtap” denirdi. 1 mukarrir ve 5 muhâtapla baslayan derslerde, zamanla muhâtaplarin sayisi artti. 15 e kadar yükseldi.

     Evvelâ ramazanin ilk 10 gününde (Cumâ hâriç) 8 günde yapilan huzur dersleri, sonraki yillarda pazartesi-persembe günleri yapilmaya baslandi. Böylece bir ramazan boyunca yine 8 gün ders yapilmis oluyordu. Dokuzuncu derste ise sâdece mukarrirler toplanir ve mukarrirler meclisiyle huzur derslerinin kapanisi yapilirdi. Huzur derslerine katilacak mukarrir ve muhâtaplar, seyhülislâm tarafindan seçilir, pâdisah tarafindan da tasdîk edilerek kendilerine teblîg edilirdi. Bu seçimde liyakat esasti.

     Mukarririn, daha önceden belirlenen âyeti tefsir etmesiyle baslayan ders, muhâtaplarin sorulari ve îtirazlariyla devâm eder, mukarririn, bu îtiraz ve sorulara teker teker cevap vermesiyle de son bulurdu. Zaman zaman bu soru ve münâzara fasillarinin çok uzadigi da görülmüstü. Hattâ o kadar ki Isrâ sûresinin tefsiri 4 sene, Fetih sûresinin tefsîri ise 5 sene sürmüstür. Bâzi âlimlerin muhâtabini ilzâm etme çabasina girip lüzumsuz yere âyetin gramer yapisiyla ugrasmalari da dersin uzamasina sebep olan seylerin basinda geliyordu. Bu yüzden zaman zaman siddetli tartismalar da oluyordu. Böyle zamanlarda pâdisahlarin müdâhale edip dersi bitirdikleri de görülmüstü.

     DERS MEKÂNLARI

     Huzur dersleri, pâdisâhin seçtigi mekânlarda belirli bir merâsimle yapilirdi. Sepetçiler Kasri, Revan Köskü, Bagdat Köskü, Sofa Köskü, Incili Kösk, Sünnet Kasri, Eski Mabeyn Dairesi gibi Topkapi Sarayi’nin muhtelif mekânlarinda yapilan dersler, Dolmabahçe Sarayi’na geçildikten sonra da Mâbeyn-i Hümâyûn, Muâyede Salonu ve Zülvecheyn Salonu’nda yapilmistir. Sultan Abdülaziz döneminde Dolmabahçe Sarayi’nin Muâyede Salonu’nda yapilan huzur dersleri için Sultan 2. Abdülhamit’in tercih ettigi mekân, Yildiz Sarayi’ndaki Çit Kasri idi.

     MUKARRIR VE MUHÂTAP SEÇIMI   

     Huzur derslerinde mukarrir ve muhatap olacak ulemânin su vasiflari tasimasi gerekiyordu:

1. Istanbul ruûsunu hâiz, herhangi bir resmî vazîfesi olmayan ve Istanbul’da ikâmet eden müderrislerden olmak.
2. Talebelerinin dahi, akranlarindan daha ileride olmasi.
3. Meleke, ihtisas ve sahsî kemâlâtiyle meshur olmak.

     Ilmi ve mâneviyâti da tam olan mukarrirlerin seçimini de, vazîfeden ayrilmalarini da seyhülislâm yapar, pâdisâh onaylardi. Bir üst meclisteki mukarrir ve muhâtapliklarda bosalma olursa usûle ve siraya riâyet edilerek üst kadrolar doldurulur, doldurulamayan yerler için de yeniden seçim ve tâyin yapilirdi. Ramazan disinda dahi olsa hacca giden veyâ bir sekilde Istanbul’dan ayrilan ders üyeleri, seyhülislâmdan izin almak zorundaydi.

     Huzur dersleri için seçilen ulemâya, üç aylar baslangicinda ders konusu ve katilim günleri haber verilerek hazirlikli bir ders halkasi temin edilirdi.

     Mukarrir ve muhâtaplar için ders öncesi tam bir mahremiyet, ders esnâsinda ise tam bir aleniyet ve özgürlük esasti. Ramazanda huzûra çikmadan evvel kendi aralarinda ders müzâkeresinde bulunamazlardi. Mukarrirler konuya nasil hazirlandiklarini, muhataplar da soracaklari sorulari kimseye bildirmezlerdi.

     PÂDISAH A DIZ ÇÖKTÜREN DERSLER

     Ders esnâsinda pâdisah dâhil herkes, yere konulmus minderler üzerine diz çökerek otururlar ve 2 saat süren ders boyunca da bu vaziyetlerini degistirmezlerdi. Salonda, saygi ve hürmet îcâbi, pâdisah için konulan bos koltuktan baska sandalye ve kanepe gibi seyler olmazdi. Saray halkinin da müstefîd olmasi için derslere katilmalari temin edilir, dersi dinleyecek zevât hakkinda önceden padisaha mâlûmât verilirdi. Sultanlar ve diger hanimlar kafes arkasindan dersleri takip ederlerdi.

     HUZUR DERSLERININ ICRÂ SEKLI

     Sarayin hemen yanindaki câmide ögle namazi cemaatle edâ edildikten sonra, basta mukarrir, arkasinda sira ile muhataplar, vakur bir edâ ile câmiden saraya kadar yürürler, divanhaneyi geçip merdivenlerden çikarak tam bir nizam ve intizam içinde yerlerini alirlardi. Mukarrir önde, Muhataplar kidem sirasi ile arkasinda, huzura girerlerdi.

     Padisah ve maiyyeti, onlari ayakta karsilar, Ulema-i kiram ihtiram selâmi verdikten sonra, ilk huzura giren hoca efendiye padisah, kitap ve nisan hediye ederdi. Pâdisâhin oturmasiyla, Mukarrir ve Muhataplar da minderlerinin üzerine diz çöker, kitaplarini rahlelerinin üzerine açarlardi.

     Dolmabahçe Sarayi’nda yapilan huzur dersleri umûmiyetle Zülvecheyn Salonu’nda olurdu. Pâdisah salonun deniz tarafinda bir mindere oturur, Saginda hânedan halkindan derse katilacak olanlar, solunda da mâbeyn erkani ve memurlari hazir bulunurlardi.

     Dersin yapilacagi salonda, biri Mukarrir Efendi’ye digerleri de Muhatap Efendilere mahsus 16 rahle bulunurdu. Her bir rahle için birer de minder konurdu. Mukarrirlerin cübbeleri siyah, muhataplarin mavi idi. Mukarrir, Padisahin saginda yerini alir, Muhtaplar ise, Mukarririn sagindan baslayarak kidem sirasina göre hilâl seklinde dizilmis minderlerine otururlardi. 2 saat süren dersin sonunda, muhatap efendilerden rütbesi en yüksek olan ve basta oturan zattan baslanarak her biri sirasiyla mukarrir efendiye sualini sorar ve mukarrir efendi de cevaplari söylerdi.

     Ders sona erince mukarrir efendi dua ederdi. Daha sonra pâdisah tarafindan mukarrirlere ve muhataplara atiyyeler ihsân edilirdi.

     ÖDÜL- CEZA SISTEMI

     Sultan 3. Mustafa tarafindan düzenli olarak baslatilan huzur derslerinde de o zamanlar mukarrir ve muhataplara 80 er altun atiyye veriliyordu. Sultan Abdülhamid zamaninda, Mukarrirlere 30 altun lira, hediyeleri ile birlikte verilirdi. Muhataplara da 20 ser altun lira verilir, ayrica hediye verilmezdi. Dersin nihâyetinde padisah, huzur ulemâsini ugurlar, mabeynciler de sofanin merdivenlerinde, beyaz keten kesecikler içinde altun liralari takdîm ederek hoca efendileri sarayin dis kapisina kadar tesyî ederlerdi. Huzur ulemâsina sarayda iftar da verilirdi.

     Huzur derslerinde ödül yanisira cezâ sistemi de islerdi. Derslere gereken ehemmiyeti göstermeyen ya da ilmin vâkârina münâsip düsmeyen davranislar sergileyen muhataplara da dersten ihraç, nefiy, tagrib, ilmî rütbeden tenzîl gibi cezâlar da verilmistir. Huzur derslerinden birinde Tatar Ali Efendi’nin, Abdülmümin Efendi ile ders münakasasinda ilmî nezâkete aykiri sözleri sebebiyle, Seyhülislam Dürrîzâde Mustafa Efendi’nin istegiyle ramazan nihâyetinde Bozcaada’ya sürgün edilmesi, bu cezâlara örnek gösterilebilir.

     SON MUHÂTAP

     Huzur derslerine katilan son muhâtap, 4 Kasim 1962 yilinda vefat eden Kulali Muhammed Emin Efendi’dir.

     SON DERS VE SON ÂYET

     Halife Abdülmecit Efendi’nin huzurunda icrâ edilen son derste okunan ve tefsiri yapilan son âyet Nahl Sûresinin 31. âyetidir:

     “Kendilerinden öncekiler de tuzaklar kurmuslardir. Nihayet Allah, onlarin binalarini ta temellerinden (yikmayi) diledi de üstlerindeki tavan tepelerine göçtü (onlari helâk etti). Hem bu azab onlara akil erdiremeyecekleri taraftan gelmistir.”
                
                                 MAHMUT SAMI SIMSEK 
                                         23 Agustos 2010

www.sosyalokulu.com